Gülme! Muhlis ve Müşfik Bir İfadeyle Bak

14 Haziran 2009

Kalın kumaş, ahşap alaşımı ağırlıklı, alçak tavanlı ve duvar kağıdıyla paketlenmiş evinde oturan komşu kadın, çekyatının üzerinde tek ayağını öbür ayağının altına almış oturmaktaydı. İnsanlığın geçmişiyle arasında nasıl bir bağlantı kurulursa kurulsun kendi varolma sınırlarının dışına çıkamamıştı ve ciddiyete yakın yüz ifadesini ister istemez sahiplenmişti. Yani bütün dünya duvarın dışından teğet geçiyor, merdivenlerin boşluğu ise ses dağıtan iniltilerin uğultusuyla birleştiği havaya küflü nem kokusu tadı veriyordu.

Yazının kalanını okuyun »

Yenebilir Kurbağa

14 Haziran 2009

" Uykusunun herşeyden ağır olmasını bekledim. Benimle birlikte uykumda bekliyordu. Karanlık odadaki yarı belirgin, yere paralel, yarı ezbere bildiğim eşyaların arasından ağır ağır yürüdüm, önümdeki karanlık tanınmaz halde bir eşya gibi duruyordu. Sabit bir perdeden yükselen sesler, şeker tabletleri ve cam kavanozlar eklem yerlerinden kırılıyordu. Hiç konuşmadan uyumaya devam ettin.
Bir kedi yıllar öncesinden geleceğini tekrar tekrar söylüyordu."

Yazının kalanını okuyun »

Kütür kütür KÜFÜR-NAME… (ütopiya sayı:9)

21 Mayıs 2009

Slav diliyle büzüşmüş dudakların yüze bulaştığı Kuzeyli, ya da Nijeryalı saat satıcısının kocaman açılan ağzının Güneyli iklimi beyaz adama ve kadına, büyük kargolar halinde taşındı -sömürgeci- her sabah.  Ne zaman ki zenciler birağızdan, ağzı açık Anglo-Sakson küfredene kadar: “Düzene sok beni abi, göl dehlizinden çıkar.” Bütün kenar, köşedekiler galeyana gelip kalın sopalarını çektiler. Bir güzel dayak yedi zenci dostları. Konuşacak zamanı susarak besliyorlardı, çünkü kandillerde küfür satılmıyordu Doğu’da. Güllerin kıçıyla güldüğü Güler, bir yerlerini çoktandır karıştırmıyordu, gerek kalmıyordu.
Bütün satıcılar birlikte okyanusun ortasında kaldıklarında güle-ağlaya küfrediyordu. Hepsi çırılçıplak soyunmuş, birbirlerinin beyaz kıçlarına gülüyorlardı. Geçen gemilerin içinde kadınlar da çırılçıplak ellerini sallıyordu, siyah. Kadınlar birlikte daha güzel dansediyorlardı. Oyun kağıtlarının üzerinde çeşitli küfürler yazılıydı. Masaya çakıldıkça kağıtlar, kahkahalar ve yabancı süslü bir karakterle yazılmış, çiçekle süslü yazılar beliriyordu. Gemici rakısının sonunda yunuslarda göğüs görüyordu biri, şahmeran masalının ardından. Ve acıklı filmin son repliği, suların içinde yılan gibi yosun.
Colomb’un Indian yolcuları geri döndü ve:
Yazının kalanını okuyun »

6-2

14 Mart 2009

bakıyordu sogumuş dondurma külahına,
çok iyi bildiği birşeyler seziyordu
bakımsız merhametinden kalan yeri gülücük tozları doldurdu, hapşırdı
yarım dakka sürmedi pembe bir dilden utanma.
parmak ucundaki pıhtılaşmış kan hırçın yapmıştı onu
şunu düşündü,
zamanında dönmesi gerekiyordu.

pinokyo kötü rüyalardaki gibi kaçıyordu
kadının gülücük ağından kurtulmak için.
ve eşlik ediyor gibiydi bir rende,
rendeler ki gerçekten kırar kalbi
biraz zaman daha alırken yavaş yavaş
durdugu yerde biter pinokyo
inanmamış gibi yaparken.

..ki inanırdı ayran gibi köpüklü
hayvan kadar gaddar
mayıs kadar sıcak.
inanır öidürdüğü aksine bakmayı göze alsa,
yitirdiklerini gülümsemesine saklayan o orman
..ki yiten gidenden berraklaşır mayıs sonunda
sıcak anlamını kavrar
vişneler kirazlara küser
erikler kendine

şimdi iklim bi daha değişicek kimse bilmeden
elmalar çıkacak zafer çıglıklarıyla
şimdi kanoviçelerin arasında balıklar çıkacak
sandıkların anahtarları son kez çıkartacak seslerini
32 diyecek fotograftaki kız otuz kısmında yakalayacak bukalemun
aglayacak ayna, kıyı, mahzen

menemen pişti çay sıcak
temiz hava, sevgilinin yüzü kadar.

puf

03 Mart 2009

caddenin en işlek yerindeydim bir an yandan geçebilecek birini göremeyeceğim kadar kalabalık olduğunu düşündüm. sonra daha dikkatli ve daha ağır yürüdüm. bunu yapmak için bir nedenim vardı. ister istemez de olsa tekrarlıyordum. her gün.  bu kalabalık yere kadar bunu hiç düşünmemiştim ama düşündüğümde kabul etmenin zor olacağı konulardan biri.  ama bu sefer inkar edemezdim bunu sürdürmek için kendime izin vermem gerekiyordu. bunu istemeni anlıyorum dedim ben de olsam isterdim ne de olsa baya zaman geçti ve ne olacagını nasıl tepki verecegini ya da onun nasıl davranacağını bilmek istiyorsun. bunu yapabilirsin ama lütfen belli etme başkalarına. evet kendime izin vermek beni baya sevindirdi. biraz olsun içim rahatlamıştı. sonraki günler sonraki günler… her caddeyi geçişimde onu arıyordu gözlerim artık birilerini benzetiyordum, biriyleyken onun geçtiğinde ne olabilecegini hayal ediyordum. o gün gelene kadar sürdü bu. bir gün caddenin kenar sokaklarından birine dalmıştım düşündüğüm bişey yüzünden gülümsüyordum köşeyi döndüm ve onu gördüm. gülümsemem devam etmek zorunda kaldı. boş gözlerinin  karşısında gülümseyen bir yüz aslında çok iyi bir pozisyon değildir. onu görmüş ve çok sevinmiş hissi yaratabilir. neyseki yüzünü çevirmek yetmedi ve arkasını döndü. ben de geçip gittim. tarihi hatırlamıyorum neyden önce neyden sonraydı. sonra aramadı gözlerim onu. şehri terkettim bir süre sonra da. cadde sokak olmayan bir yere yerleştim. onunla ilgili değildi tabii bu taşınma. hiçbişey onunla ilgili değil zaten.

hay amores

07 Ekim 2008

Yukarı doğru çıkan bir çift leylak dalı,
kukuletanın kenarından
merdivene bakan.. merdivenler de ona bakıyorken.
kumrunun gözleri, yalnızken dinlenen şarkılar gibi,
benim yüzeyimin altındaki ilk katman, onun parmaklarındaki sızı
ve saldırgan bir aynanın iççekişiydi yükselen,
Kasımdı.

soluğunu kutluyorduk.
ki o fırtınadan geriye sadece birbirini kavrayan ellerimiz çıkmıştı.
O kadın o bacakları içine çekiyordu. adam gögsündeki yarığı büyütüyordu.
kadın Saymayı bıraktı geriye doğru,
hiç bir şey kalmadığını farkedince.
ölü örümceklerin parmakları asılıydı duvarda, gecenin köşeleri yırtılmış ve eskimişti.
komodine bırakılmış tokalar bir daha bulunamayacak kadar dağılmıştı.
dirseklerim kanamış ve göğsüm bir tür kuşun kafesiydi.

Kasımdı.
şehvetten ağlayan duvarların serinliği vuruyordu üstümüze çıplak.
bir kahve titriyor, bir ayna gösteremediği bir ağzı – boşluğu öpüyordu.
özlemekle kırbaçlanan bir ayın ortasında,
taşan o sel ve rüzgar
bir akvaryumun en ince yerinden merdivenleri seyrediyordu
Akvaryumlar içine kapanmış
nefti bir sabahın gölgesinde belli belirsiz ay güneşin alay ettiğini farkediyordu.

arzu

22 Eylül 2008

her arzuyu bilen kumsalın üstüne dökülmüş -leke bırakmaz- kuru kozalak,
dal ve tırnak parçasını silen rüzgar bezi,
ağzındaki bugunun tadını bir milden alan yırtıcı balık istavrit ve ben dere yatagının kenarı,
yerlerimizdeydik. tülün arkasında
uykunun masaisinin bitmesini bekliyorduk
hepsi hepsi bir yaz etmiyordu ipuçlarının.. ağrıkesici kutularından şilepler,
vitamin kutularına biriktirilmiş kabuklar ıslakken ve güneş daha kılıçlarını çıkarmamışkendi,
özlemek ve ben çok iyi arkadaşken..
marulları solmuş sandviçinin içindeki domates düştü bir çocugun,
ben ve gülücügüm kaldırdık onu yerden.

kalbim diyesim geliyor, sanki çok bozuldugum birinin adından bahseder gibi, elimi tutsan kalbim kaldırmaz; sanırım o da beni o kadar sevmiyor.

kurabiyelerin son günü

22 Eylül 2008

ve kadın bir mektup yazar. zarfa koyar. zarfı bir öpücükle mühürler. rujunun kırmızılıgında dudaklarındaki bütün kıvrımlar tek tek sayılabilmektedir. bir bardak tekila doldurur kadeh küçüktür tek dikişte biter gözleri nemlenir. küçük kadehler en tutkulu içkileri barındırır. en iç acıtan, katışıksız, keskin olanları. iyimserlik girer içeri gülümseyerek yaklaşır. kendinden emin yanagınızdan öper, nasılsın bugün. bugün. iyimserlik yeterince iyi değildir bugünden bunu anlarsınız. Bir jiletin kabiliyeti sizinle sınırlıdır. kötümserlik ise bişey olmakla biter, jilet-gemi-kurabiye.. kurabiyeler ısıya dayanıklıdır, kelebekler gibi bir gün yaşarlar, sonra daha tatlıdırlar daha sıkılgan. iyimser kurabiyeler ve jiletten gemiler ve hiç bişey olmamış gibi davranan adamlar. kadın ki maria magdelena olmamış şeylere inanıyor. bardaki tuvalette egilip dua ediyor. klozetin ışıltısında gördüğü hayal silüet isadan çok bir süpürgeye benziyor. işte gerçek bir kurtarıcı. yerleri pisleten biri için gerçek ne kadar mütevazi olabiliyor diye düşünüyor. bandırmayı sonra da ne kadar uzun zaman önce oraya gittiğini ordaki şemsiyeli cafede kahve içişini karşıdan gelen otobüsün diğer otobüslere göre çok açık olan kırmızısını parlak yelegi sıkan garsonu gar yolundaki mor çiçekler açan agaçları. daha mor çiçek açmış lamba daha büyük hem de heryeri mora boyayacak kadar parlak. ayaga kalkıyor. dışarı çıkıyor. masaya oturuyor. adam bu sefer iyi misin diyor karşılıgında kadın da gecenin şimdiye kadar geçen zamanının nasılsınla iyi misin arasında geçtiğini düşünüyor. ve gece üzgünler için mendil ve çiçekçiler üzgün olmayanlar için de buzlu badem ve çiğ köfteciler şeklinde gelişiyor. gelişiyor ve gecenin en karanlık yerinde yatakta da son buluyor.

 

PEYNİR KALIBININ ÜZERİNDE

08 Ağustos 2008

Bakır renkli dalgalı haleler büyüyor dar ve uzun olan boşlukta, bir şeyin, bir kimsenin hiç bir yer kaplamadığı hava asılı. İnce uzun kıvrım kıvrım bir merdiven. Bir uçurumun kenarında hayal edebileceğim en müthiş rüyayı görüyordum; ve bir adımın ardından olabileceklerin anlamsız kaldığı olasılıklar, inmek ve ulaşmaktan yapılmış. Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım. Yürüdüm. Merdivene ilk adımımı attığımda gözüme ilişen eflatun mayıs böceği çok yaşlı gözüküyordu.

Aşağı bakamıyorum, böyle olunca gökyüzünden aşağı adım adım ilerliyorken bir suna suresi içimde. Biri daha olsaydı, yineleyecek, belki kelimeler havaya karıştığında iki yankı, bir sonsuz uzamış fasulye sarmaşığı, bir ikna çıkarabilirdi ya da zor kullanıp aynı zoru kabullendiğimi gösterirdim. Neyseki artık bir şehir gibi görünen yerlerin bilmeden ulaşılmış ışıklardan meydana gelen bir inci gerdanlık olmadığını itiraf etti eklem yerlerim.

Yazının kalanını okuyun »

z’nin ikincisi

08 Ağustos 2008
Cuma, 11 Mayıs 2007
tırmalama temrimine girmiş kedilerin mayhoşlugu ki mayhoş değil sarhoşturlar aslında aslında kimse mayhoş olmaz mayhoşluk artı ve eksi arasındaki bir sapma ki yapaydır sonradan düşünülmüştür. sarhoşluk yan yattıgınızın resmidir. kaçamazsınız ya da şöyle diyim nereye kadar kaçabilirsiniz. en fazla ikinci sapmayı erkenleştirip uyuyabilirsiniz. ben ne dediğimi biliyorum diyosanız z için ilk yazmanızdan çok uzun zaman geçmemiştir. z sondadır ve bilir kimin gelicegini bilge bir harften beteri onun ikinci harfidir. türkçede bu pek sessiz olmuyor e a u o ü gibi bişeyse z den sonra çok sıradan bir hal alıyor. zsa zsa olabilmeniz o yüzden zor o yüzden gözlerimi kısarak kulpsuz bardakların kulbunu arıyorum kulaksız bir adam gibi duran bu bardak az sonra esner gibi geliyor.