Kalın kumaş, ahşap alaşımı ağırlıklı, alçak tavanlı ve duvar kağıdıyla paketlenmiş evinde oturan komşu kadın, çekyatının üzerinde tek ayağını öbür ayağının altına almış oturmaktaydı. İnsanlığın geçmişiyle arasında nasıl bir bağlantı kurulursa kurulsun kendi varolma sınırlarının dışına çıkamamıştı ve ciddiyete yakın yüz ifadesini ister istemez sahiplenmişti. Yani bütün dünya duvarın dışından teğet geçiyor, merdivenlerin boşluğu ise ses dağıtan iniltilerin uğultusuyla birleştiği havaya küflü nem kokusu tadı veriyordu.
Sevgili eşi caddenin ortasında zabıtanın kollarının -kendi istekleriyle- uzanamadığı
-sokaklara ilçe belediyesi bakıyordu- bir sokak başında ithal sigaralar satıyordu:
"İstediğiniz gibi olsun, ama şunu bil ki bu işten kar etmiyorum."
"Ben zaten devamlı sizden alıyorum."
Adam, kadının sağ koluna indirdi gözünü, yüzünde bilge tüccar havası esmekteydi. Sonra kadının sağ kulağına çıktı gözleri, tenekeden kutusundan teker teker çıkardı paranın üstünü.
Rutin olarak her sabah sigaraları bir seremoniyle, satılmasında önemli olduğunu düşündüğü biçimiyle teker teker diziyor, kaz tüyüyle tezgahın tozunu alıyordu, oturduğu sandalyenin arkasına ütüsüz ceketini ütülüymüş gibi özenle asıyordu.
Tek gözü kördü, bunu unutmuştu. Bir çok zulmü unuttuğu gibi unutmuştu. Sigaraların üzerindeki renkler, fotoğraflar, resimler, armalar beyninin yuvacıklarında birikmişti. Biri eskiden çıkan, artık bulunmayan bir sigaradan bahsedince adamı bir mutluluk alıp götürüyordu.
Televizyon kutusunun tuşlarına bastı kadın:
"Kim başladı. Bak kim başladı!"
Yan dairede titredi kalın sesi. Müzik hınzırca yükseliyordu. Avuçlarıyla örtülen dizlerinin ince çoraptan sıyrılan kaçmış uzun ince beyazlığı iyice büyüyordu.
Bulutların ışık için boşluk bırakmayan haritasında bir bir noktada belli belirsiz görünenakislere bakakalmıştı, ay ve sabah yıldızını seçebiliyordu. Pencere geceyi bir hata yapar mı diye kolluyordu. Beyninden silinenler yer değiştiriyordu, bulutlar renk. Ter ve irinle boyanmış yüzünün çizgileri kasılarak derinleşiyordu komşu ziyaretleri sonrası. Çaldıkları duyulmayacak kadar sessiz bir orkestra saz arkadaşları ve aletleriyle şaşkın ve neşeli, belirlenmiş yerlerine geçtiler. Ekranın renk ayarının insafına kalmış gibi bakıyorlardı. Kadın, ıslandıkça ağırlaşıyor, iyice suya batıyordu. Cam kutunun içindeki şahesere gözbebekleri büyüyerek bakıyordu. Yıldız sanatçı bir saray yavrusundan onu steki en güzel kızı. Ayağa kalktı, parça parça vücudundaki her nokta şekillenip kendini yeniden yaratıyordu. Gardını almış bütün yalanlarını unutuyordu, yemin eder gibi gülüyordu. "Siz de çok oluyorsunuz artık."
Sayın eş eve girdi. Kadın pişmandı, "Seni ben öldürdüm kocacığım." diyerek kikirdedi içi. "Çünkü senin gibi soyunuyorum çoktandır." Adam ipin ce ayakkabı bağcıklarına iyice baktı. İnce düğümü elini incelterek gözünü kırpmadan çözdü. Haki renkte bir ormanda kara çizgilerin yarattığı duyguyu artık biliyor olmalısınız, o kara çizgiler aslında esmerdi. Sabah kalkınca biri kampana gibi sarılırken, diğeri hala "yapma!" diyerek sayıklama ezberini bozmuyordu.
"Yapma" ünlem olarak tehlikelidir, bir üçüncü şahıs imi tadı vardır hep sonra ortalıkta dolaşan bir suikastçidir, anlıktır. Adam İstanbul’un en güzel palamudunu yakalamıştı bir başka gün. Palamut siyahlaşıyordu. Bulanık, korkak, bütün sorularına cevap veriyordu kadının. Birbirlerinin yüzgeçlerine bakakaldılar.
Sonra duvarın arkasından günlerce gözlerini bileklerimden ayırmadı. Dizi, teninin parlaklığı belirdi, beyaz banyoda.
Kmşunun kalbini her kaybedişinde parçalarını yerden topluyordu. Balıklar ölmesin diye çeşme suyuna tuz karıştırıyordu çocukça bir inançla.
Koca, sokağın kenarında, bir geçitte tam anlamıyla sızmış, kolunu altına almış, rahatlamış, kel kafasını rüzgarın ters yönüne koymuştu. Sokağın lambası zaman zaman sönüyordu. Tam o an yine öyle yaptı, söndü. Buluduğu geçitte sesler büyümekte gecikmedi. Yanından geçerken ceketinin bozulmuş ütüsü ayak bileklerimi sıyırdı.
Daha sonraki günler, ithal sigara içen iki kişi aralarında adamın yokluğu yüzünden çektikleri zorlukları birbirlerine anlatıyorlardı. Satılma oranı düşük sigara markasının önemi büyüktü, ebegümeci tadında tek sigaraydı ve tamamen doğaldı. İşaret parmaklarıyla olması gereken tezgahın yerini gösteriyorlardı ve bir tanesinin burnu ve elmacık kemikleri kadınınkine çok benziyordu.




