Slav diliyle büzüşmüş dudakların yüze bulaştığı Kuzeyli, ya da Nijeryalı saat satıcısının kocaman açılan ağzının Güneyli iklimi beyaz adama ve kadına, büyük kargolar halinde taşındı -sömürgeci- her sabah. Ne zaman ki zenciler birağızdan, ağzı açık Anglo-Sakson küfredene kadar: “Düzene sok beni abi, göl dehlizinden çıkar.” Bütün kenar, köşedekiler galeyana gelip kalın sopalarını çektiler. Bir güzel dayak yedi zenci dostları. Konuşacak zamanı susarak besliyorlardı, çünkü kandillerde küfür satılmıyordu Doğu’da. Güllerin kıçıyla güldüğü Güler, bir yerlerini çoktandır karıştırmıyordu, gerek kalmıyordu.
Bütün satıcılar birlikte okyanusun ortasında kaldıklarında güle-ağlaya küfrediyordu. Hepsi çırılçıplak soyunmuş, birbirlerinin beyaz kıçlarına gülüyorlardı. Geçen gemilerin içinde kadınlar da çırılçıplak ellerini sallıyordu, siyah. Kadınlar birlikte daha güzel dansediyorlardı. Oyun kağıtlarının üzerinde çeşitli küfürler yazılıydı. Masaya çakıldıkça kağıtlar, kahkahalar ve yabancı süslü bir karakterle yazılmış, çiçekle süslü yazılar beliriyordu. Gemici rakısının sonunda yunuslarda göğüs görüyordu biri, şahmeran masalının ardından. Ve acıklı filmin son repliği, suların içinde yılan gibi yosun.
Colomb’un Indian yolcuları geri döndü ve:
Nurhan Eren
Küfrü bir oral doyum yolu olarak görüyorum. Her ne kadar imgesel anlamda kullanılsa da küfür sözcüklerinin kelime anlamlarının, derindeki bastırılmış dürtüleri kışkırttığını söyleyebilirim. Bir bakıma hem libidinal hem de agresif dürtülerin boşaltılmasına olanak sağlayarak kişiyi rahatlatır.
Bana gelince; bazı durumlarda küfretme isteği duyarım ve küfretmek eğlencelidir benim için.
İki farklı durumda küfredebilirim. Tanıdığım, sevdiğim, iyi ilişkim olan birisi, bir arkadaşım da diyebiliriz, dostum da… benden absürd birşey isterse ya da yapmaya kalkarsa –saçmalama ya da git başımdan der gibi- ….iktir diyebilirim. Bu tür durumlarda karşımdakini incitmeden biraz yumuşak bir uyarı gibidir sanki. Eğlenceli de bulurum.
Diğeri ise, daha agresiftir. Beni inciten ya da kızdıran bir kişi ya da duruma, karşı saldırı biçiminde, onu da incitmek biçiminde, hatta sadece öfkemi deşarj edip rahatlamak için küfredebilirim. Bu tarz küfürü çoğunlukla yalnızken ya da arkadaş/ları/ma beni rahatsız eden olayı anlatırken, o kişinin gıyabında söylerim. Çok ender olarak o kişinin yüzüne de söylediğim olmuştur. Ama bunu riskli bulurum; karşımdakini çok incitmiş, aşağılamış olabilirim, buna sonradan üzülürüm. O yüzde başkalarını incitmeden kendi kendime rahatlamayı tercih ederim. Senin anlayacağın ben kendi kendime küfrederim. Bana, değer verdiğim birisi tarafından ciddi biçimde küfredilirse, öncelikle çok incinirim, utanırım ve o ortamdan uzaklaşırım, çünkü ağlayabilirim. Tanımadığım ya da benim için duygusal anlamda önemi olmayan kişilerin küfretmesine ise öfkelenirim ve onu bana küfrettiğine pişman ederim.
Serhan Kayalar
Küfrederim, dışarıdan kimse duymaz. İnsanın tabiatının verdiği sonuç. Bu sonucun nedensellik dizisine ters düşen herşeyin dışavurumu. Küfür düşüncenin ölü doğan çocuğudur. Onu gömemezsin. Acı verebilir. Bir iletişim biçimidir, sert bir iletişim. Niçin küfrederim; doğaya boş atılımlar. Aynı dili konuşabilmek için. İsanı tüm özelliklerinden soyutladığımızda insanda tek üreme aracı olarak ağzı gösterebiliriz, işte bundandır ki küfür, hayata bulaşan döl gibidir.
Oğuz Kaya
Sinirlendiğim zaman küfrederim. Çok sinirlenirsem… Bağlaç, ünlem niyetinde; alkollüyken küfürlü konuşurum, bir şeyi anlatırken. Küfür şiddetin, öfkenin yetmediği yerlerde, şiddeti, öfkeyi dışa vurma biçimi. Bana küfredilmesi etkilemez beni o kadar. “Ananı sikerim” küfrüne katlanamam. Sadece bana karşı değil. Küfürün önemseyeceğim bir anlamı yok. Hayatımda küfretmeden durabilirim. Komik gelen küfürler de var: “Allahını kitabını sikerim…” bana komik gelir. Dışavurum biçimi, ama küfür yetmez içimdeki şiddete, yetmez; sandalyeye, masaya vurursun, (bu anlamda). Küfürden rahatsız olan insandan rahatsız olurum. Gıcık olurum. Küfür edenler arasındaki enerji önemli, yer önemli, kişi önemli. Güzel bir hatunun küfretmesi hoş gelebilir.
Seda Kayalar
Çok nadir küfrederim. Salak, eşşek gibi küfürler ederim. Niye küfretmem, çünkü ben sinirlendiğim zaman bağırmayı ya da susmayı tercih ederim. Bayanların ağzına yakışmadığını düşünüyorum, küçüklükten gelen bir şey. Bana küfredilmesine çok kızarım; çok alınganım, kızmaktan çok, psikolojik olarak etkilenirim. O insan gözümde değerini kaybeder. Niye küfrettiği konusunda ayrım yaparım. Anlamsız olduğu için küfretmem.
Celal Erciyes
Öfke nedenli ya da espri nedenli küfrediyorum. İtiraz neden de diyebiliriz espri nedenli yerine).
Genellikle sıradan zamanlarda küfrederim. Yalnızken küfretmem. Kişiye küfretmem. Eşyalara küfrederim. İşleyişlere küfrederim. Olumsuzluklara küfrederim. Çoğu zaman da öyküyü tarif etmek için küfrederim. Küfretmekten çok, bağırabilmek beni rahatlatıyor; çünkü normalde kısık sesle konuşurum. Günlük dil olarak kullanılıyorsa ya da espri yapılıyorsa rahatsız etmez. İyi küfürse keyif verir. Çok ciddi olduğunu anlatan bir küfürse kavgaya yakın bir durumdur. Yükselen yere kadar ben de yükselirim. En sevdiğim küfür “Eyvah, amına koyim.” Öfkeli biri değilsen küfür iyidir.
Muhafızlar mızraklarını alkolle yaralarından arıdırıyor her gece. Lidya’nın yasaklanmış incecik müzikleri dilsiz ve sağır inildiyor kulaklarda. Kulalar kesik ve mutlu yatıyr siperde. Bir düzenin ne kadar az dili vardır. İktidarını sokar hayatının baharında doğal, enzimi kolay bileklerine akrep.
Onu cebine sok be abi.
Elini sok cebine, içindeki deliğin ne kadar büyüdüğünü göreceksin. Kot pantolonunun arka ceplerini dik. Sökersen izleri kalır, daha koyu.
Yara-tıcılığın hiçbir şey açıklamayana kadar küfret.
Dışarı çıkıp durağa kadar koşuyorsun. Futbol oynayanlar, birine benzeterek (yanlışlıkla) çarpıp özür diliyorlar. Oyunun oynandığı yer bir lahidin çoğaltılmış ve her kente bir adet verilmiş ve ancak akşamları serbest. Durakta yok. Annen ve kardeşin yakalıyorlar. Kravat çok uzun ve evlenmeden önce yemek yemelisin. Yengen ve portakal suyu içtiğin kafenin önünden Burhan Çaçan geçiyor. Kolunda o güzel kız. Belinin altında eteğini taşıyor.
Bozuluyorum abi.
Küfür, varlık ve aidiyetini kendi çıktığı yere dönerek yaşatan bir metafor. Düzeldikçe kötüleşen, karaktersiz bir oyuncu. İyi bir oyuncu. Repliksiz, kusurlu ve sadece sade.
Her yazıda yaşam bulacak kırmızı örtü. Karşındaki hayvanın ne düşündüğünü de hiç bilemiyeceksin…
murathan muradoğlu




