1958 yılında bir gün

pele-pic_1390242c
“İnsanlar yarım bir elmaya benzer ve
hep diğer yarılarını ararlar,” denilir. Pelé’nin diğer yarısı
bir futbol topuydu ve onu bulup güzel bir çalım attı…

Heyecanla izlenen bir film gibidir Dünya Kupası. En büyük takımlar, en büyük futbol yıldızları dublörsüz, hilesiz, tamamen doğaçlama olarak kendilerine özgü renkleri, tarzları ve oyun karakterleriyle bezenmiş maçlarda kıran kırana bir mücadele sergilerler.
Müdavimi olunmasa bile, çoğumuzda Dünya Kupalarından bir iz, bir isim, bir anı kalmıştır. Yediği güzel gol için karşı takımın golcüsünü kutlayan Sovyetler Birliği kalecisi Yuri; bir ayağı ötekinden uzun olduğu için yengeç gibi giderken ayağından topu almanın en güç olduğu futbolcu Garrincha; zamanında kısa boyundan dolayı, “Senden futbolcu olmaz,” denilen ama Almanya’ya kupayı hediye eden Gerd Müler; 1986 kupasında Arjantin’in yedi maçının altısını almasını sağlayan ve dört eski şampiyonu eleyerek kupayı kaldıran takımın golcüsü Maradona; 1143 saat boyunca gol yemeyen İtalyan kaleci Dino Zoff ve onun rekoruna son veren Haitili Sanon; işten izin alıp kupaya gelen Kamerun takımının oyuncusu Ebwelle’in, turu geçince televizyonda patronundan bir süre daha izin vermesini istemesi; ya da Paola Rossi, Kempes, Cruyff ve Beckenbauer gibi birçok yıldız…

Mücadele gizliden gizliye de olsa, hep aynı noktaya doğru gider: “En büyük kim?”
FIFA’nın ve diğer futbol organizasyonlarının yüzyılın futbolcusu seçtiği, futbolun kralı olarak tanımlanan tek bir isim var: Pelé
Forma giydiği 1956-1974 yılları arasında toplam 1280 gol atmış, takımını 9 kez şampiyon yapmış, ülkesine 3 kez Dünya Kupası’nı armağan etmiş ve kariyerinin zirvesinde aktif futbol hayatını bırakmış bir virtüöz olmasının dışında müzik, şarkı sözü yazarlığı, aktörlük, bakanlık gibi “ek iş”ler de yapmış efsane bir oyuncudur Pelé.
Bütün hikayelerdeki kahramanlar ilk önce kendilerine bir isim kazanırlar ve sonra da o isim bir efsane haline gelir. Pelé’nin öyküsünde de böyle gelişti olaylar. Sokaklarda, boş arsalarda futbol hayatına başlayan “Edson Arantes do Nascimento”, ismini meşrubat şişelerine ve tenekelere vurduğunda çıkan sesten aldı. Tenekeler oraya buraya çarptıkça “ple ple ple” diye ses çıkarıyordu, arkadaşları “Hadi Edson, ple ple diye bağırtsana kutuları,” diyorlar ve o boş kutulardan çıkardığı ses daha sonra onun Pelé diye çağrılmasına sebep oluyordu.
1956 yılında Brezilya’nın Santos takımında profesyonel futbol hayatına başladı Pelé, 17 yaşında 58 golle kırılması zor ilk başarısını göstererek gol kralı oldu. Onu bir futbol yıldızı yapacak olaysa, 1958 Dünya Kupası’ydı.
Uluslararası düzeyde popülerleşen 1958 Dünya Kupası, Sovyetler Birliği, Yugoslavya gibi kutuplaşmış dünyanın taraflarının da katılımıyla farklı bir havaya bürünmüştü. Bütün dünyanın gözü İsveç’e çevrilmiş, daha maçlar başlamadan kupanın takımları hakkında çeşitli rivayetler ve olasılıklar gündemin ilk sırasına oturmuştu. Öyle ki, gazetelere gelen haberlerden birinde Brezilya Milli Takımı hakkında, “Brezilyalılar, Dünya Kupası’nı almak için bütün tedbirlere başvurdular. Beraberlerinde bir aşçı, bir dişçi ve bir de ruh doktoru Carvalhaes’i getirdiler,” gibi esprili yazılar bile yer alıyordu ama bu şampiyonaya getirdikleri asıl şeyi henüz fark etmemişlerdi… Asrın en büyük futbolcusu ilk kez kupalara katılıyordu.
İsviçre’de düzenlenen turnuvada “Küçük Pelé” o zamana kadar Dünya Kupalarına katılmış en genç oyuncu unvanına sahipti. fiüphesiz, kupada ve bu efsanenin doğuşundaki en hoş ayrıntılardan biri, henüz ünlü bir yıldız olmadan onunla ilk röportajı yapan gazetecinin Halit Kıvanç olmasıdır. Bunun sebebi daha iyi işleyen bir futbol servisimiz olması ya da herkesin sahip olduğu bir şansı bizim değerlendirmiş olmamız değildi. Hatta tam tersi, kupa haberleri gazetelere ancak iki gün sonra sağlıklı ve ayrıntılı olarak gelebiliyordu ve kupaya katılmadığımız için radyodan canlı yayın da yapılmıyordu. Türkiye, Asya-Afrika grubuna verildiği ve İsrail’le yapması gereken maçı dönemin siyasi gelişmeleri nedeniyle oynamadığı için, o müsabakalara ne kafilesiyle ne de futbolcularıyla katılmıştı. Ama birinin bize kupalarda olan biteni anlatması gerekiyordu ve Halit Kıvanç diğer gazetecilerle birlikte Hotel Bromma’da kalmaktaydı. Bir gün, bir gazeteci arkadaşı Brezilya Milli Takımı’ndan iki futbolcuyla röportaj yapılacağını söyler. Bunlardan biri ünlü futbolcu Zito’dur. Bütün gazeteciler röportaj yapabilmek için telaşla koştururken, yanındaki genç çocuğun kim olduğuyla pek ilgilenmezler. İşleri biten gazeteciler bir başka ünlü isimle röportaj yapmak için başka bir yere giderlerken, Halit Kıvanç insani bir duyguyla Zito’nun yanındaki gencin yanına gidip onunla röportaj yapar. Genç adam yabancı dil bilmiyordur, Brezilyalı bir spiker yardımıyla konuşulur ve birlikte fotoğraf çektirirler. Bir efsanenin doğuşuna tanıklık etmekte olan Halit Kıvanç, bir ay içinde parlayacak bir yıldızın ilk röportajını yaptığını bilmemektedir. Ünlü yıldız Pelé’dir o kişi. Halit Kıvanç mütevazı kişiliğiyle, “Eee, biz Türküz… Teknikte üstün ülkelerin adamı olmadığım için, “önce insanlık” duygusu itti beni o gence doğru,” diye keyifle anlatıyor “Kupaların Kupası Dünya Kupası” adlı kitabında.
O günden sonra ise, Brezilya’nın forvetinde Garrincha, Vavá, Zagalo gibi döneminin en usta futbolcularıyla oynayan genç, çeyrek finalde kendinin ilk ve takımının da tek golünü Galler’e attığında, artık gazeteciler bu çocuğun kim olduğunu araştırmaya başlamışlardır. Yarı finalde ise yine efsane bir takımla karşılaşır Brezilya. O zamana kadar kupanın en çok golünü atmış ve en farklı sonuçlarını Fransa almıştır. Just Fontaine, 13 golle kupanın gol kralı olmuştur bile ve o maçta forvet olarak görev alır Pelé. Vava ve Didi’nin ardından ikinci devrede attığı 3 golle maç 5-2 tamamlanır. İkinci yarı, Brezilya’nın attığı goller kadar oynadığı oyun da göz kamaştırmıştır. Öyle ki, tribünlerdeki kimi Fransız, kimi Avrupalı, kimi Brezilyalı bütün taraftarlar Brezilya takımını ve Pelé’yi ayakta alkışlamaktadırlar.
Pelé artık bir yıldızdır. İsveç milli takımıyla Rasunda stadında oynanacak final maçı ise kupanın unutulmaz anlarından biri olur. 3. dakikada İsveç Lieldholm ile 1-0 öne geçer, Brezilya 9. dakikada Vava ile beraberliği yakalar ve 32. dakikada yine Vava takımını öne geçirir. Final maçının unutulmaz golü ise yine Pelé’nindir. 55. dakikada 18 içerisinde göğsüne indirdiği topu bir İsveçli futbolcunun üzerinden aşırtıp hızla dolanarak topu filelere yollarken bütün dünya havaya kalkmıştır. 68. dakikada Zagalo’nun attığı golle Brezilya 4-1 yapar skoru. 80. dakikada İsveç Simonsson ile bir gol bulmuşsa da, Pelé perdeyi kapatacak golü 90. dakikada kaydeder ve maçın skoru belli olur: 5-2.
Daha sonrasında Pelé’nin futbolu dünyanın her yerinde herkes tarafından bilinir oldu. Futbol tarihinin en centilmen ve en saygı duyulan futbolcusuydu artık o. Topla buluşmadaki yeteneği, başka futbolcuların hareketlerini önceden sezerek 18 içerisinden attığı en şık, en gösterişli gollerin yanı sıra hep zirvede olmasına rağmen hiç şımarmaması ve mütevazı kişiliğiyle de herkesin sempatisini kazandı.
Pelé’nin herkes tarafından kral olarak anılmasındaki bir sebep de dünyada hiçbir futbolcunun yapamayacağı bir hareketi yapmış olması, bir savaşı durduran ilk futbolcu olmasıdır. Pelé, 1967 yılında Nijerya iç savaşı sırasında başkent Lagos’ta yapılacak bir gösteri maçına çıksın diye ülkede 48 saat ateşkes ilan edilmişti.
1962 Dünya Kupası’nı Brezilya Milli Takımı kazanmıştı ama 1966 Dünya Kupası’nda da rakipleri Pelé’yi durdurabilmek için fazla sertlik göstermiş ve iki kupada da takımının açılış golünü atmasına rağmen final maçına gelemeden sakatlanarak kadro dışı kalmıştı. Pelé’nin futbol kariyerinin en önemli turnuvası 1958 Dünya Kupası oldu ama futbolseverler için en büyük olduğu turnuva 1970 Dünya Kupası’ydı. Bu, Pelé’nin katıldığı son Dünya Kupası olmakla birlikte, Dünya Kupası’nın kurucusu olan Julet Rimet’e adanmış kupaların da sonuncusuydu. Çünkü Rimet, “Kim bu kupayı üç kez kazanırsa, bu kupa sonsuza kadar onda kalsın,” demişti. Her dört yılda bir el değiştiren kupa, bundan sonra sonsuza kadar Brezilya’da kalacak ve bundan sonraki kupalar FIFA Dünya Kupası olarak verilmeye başlanacaktı.
Havaların sıcaklığı ve oksijen yetmezliğinin yaşandığı en yüksek yerlerden birinde, Mexico City’de oynanan müsabakalar futbol kalitesi olarak en uç noktalardaydı. “İlk” kez oyuncu değişikliğine izin verilen kupada, Brezilya ile baş edecek takım yok gibiydi. Öyle de oldu. Brezilya çeyrek finalde Peru’yu 4-2, yarı finalde Uruguay’ı 3-1 yendi. Herkes Brezilya ile kimin oynayacağını belirleyecek Almanya-İtalya maçını bekliyordu artık. İtalya’nın maçı kazanmasıyla da, final maçının tarafları belli olmuştu. 107 bin kişinin izlediği final maçında Pelé, açılış golünü attıktan sonra hem takımı yönetme kabiliyeti hem de topla buluştuğu anda benzersiz bir keyif veren futboluyla “kral” olduğunu bir kez daha kanıtladı. Maçın skoru 4-1’di. Binlerce kişinin alkışlarıyla Brezilya takımı kupayı 3. kez evine götürürken, bu maçta Pelé’yi tutmakla görevli Burgnich, futbolcu hakkındaki hayranlığını şu şekilde açıklıyordu: “Topa doğru birlikte sıçradık Pelé ile. Benim ayaklarım yere değdiğinde bir baktım, Pelé hâlâ havadaydı!”
Pelé, futbolu 1974’de Santos’da bıraktı ama 1975 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde New York Cosmos takımında yeniden forma giydi. Futbola geri dönüşünün altında hem maddi problemler hem de Amerika’da futbolu sevdirmeyi amaçlaması yatıyordu.
1977 yılında takımını şampiyon yaptıktan sonra profesyonel futbol hayatını bıraktı.
Bir şey nerede başlarsa orada biter derler. Öykünün sonunda da Pelé, futbolu bırakmasına rağmen futboldan kopmadı ve hep yeşil sahaların yakınında bir yerlerde, aklımızın futbola ait bir yerinde krallığını halen sürdürüyor.

BULUTLU SERİN BİR STOCHOLM YAZINDA GENÇ FUTBOLCU
BİR GAZETECİYLE İLK RÖPORTAJINI YAPAR. BU İKİ GENÇ ADAM DAHA SONRA DÜNYA KUPASI DENİNCE AKLIMIZA GELEN İKİ Kİfiİ OLACAKLAR… HALİT KIVANÇ VE PELé…

PELé’NİN KARİYERİNDEN NOTLAR
1956-1957: Futbol Kariyerine Santos Futbol Klübü’nde başladı. Genç takımda oynarken kısa sürede Santos’un A takımında sol forvet yedeği olarak oynamaya başladı. 57 yılında attığı 17 golle ligde gol kralı oldu.

1958: Ligde gol krallığını 58 golle sürdürürken, takımını da şampiyon yaptı. Ayrıca, İsveç’te düzenlenen 6. Dünya Kupası’nda üstün performansı ile milli takımına şampiyonluğu kazandıran golleri attı.

1959-1960: “Copa America” kupasında Santos final oynadı, Pelé dokuz golle kupanın gol kralıydı. Ligde 45 golle gol kralı oldu. 1960 yılında da lig şampiyonluğu ve 33 golle gol krallığını kazandı.

1961: Lig şampiyonluğu, 47 golle gol krallığını kazandı. “Copa Libertadores” kupasını kazandı. Brezilya Devlet Başkanı Jenio Quadros tarafından “milli hazine” ilan edildi.

1962: Lig şampiyonluğu, 37 golle gol krallığı, ardından Brezilya Kupası, “Copa Libertadores” kupası ve 62 de 7. Dünya Kupası.

1963: 22 golle gol krallığı, lig şampiyonluğu ve Brezilya Kupası fiampiyonluğu.

1964: Lig şampiyonluğu, 34 golle gol krallığı, Brezilya Kupası. Rio de Janerio’nun Botafogo takımına 8 gol atma başarısını gösterdi ve bir maçta 3 gol attıktan sonra 5 dakikalığına kaleci Gilmar’ın yerine geçti ve 2 kesin golü kurtararak takımını finale taşıdı.
1965: 49 golle gol krallığı, lig şampiyonluğu ve Brezilya Kupası fiampiyonluğu.

1967: Lig şampiyonluğu ve Nijeryanın başkenti Lagos’ta bir gösteri maçı için 48 saatliğine iç savaşın durdurulması.

1968-1969: Lig şampiyonlukları ve 68 Brezilya Kupası. 1969’da da 26 gol ile gol krallığı.

1970: Meksika Dünya Kupası’nda milli takım şampiyonluğu.

1973: Lig şampiyonluğu ve 11 golle gol krallığı.

1977: Cosmos New York ile USA fiampiyonluğu ve Black Pearl yayıncılık tarafından yayınlanan biyografisi “My Life and the Beautiful Game” adlı kitabın yayınlanması.

1978: Dünya Barış Ödülü verildi.

1980: Olimpiyat Komitesi tarafından yüzyılın atleti ödülü verildi. Bu, Muhammed Ali, Carl Lewis ve Michael Jordan gibi büyük isimlerin ulaşmak için uğraştıkları bir unvandır.

1994: Brezilya Başkanı Fernando Henrique Cardoso tarafından Spor Bakanlığına atandı.

1997: İngiltere’de onursal ödül olan şövalyelik unvanını aldı.

2000: FIFA tarafından 70 yılın en iyi futbolcusu seçildi.

Yorum Yazın

yorum yapmak içingirişyapınız