06-28-09
Pipet Fırtınası
Güzel bir günün sonunda dağınık bir yatak gibiydi şehir. O şehrin kendisiydi Ferguson. Yağmacı, haydut, sıcak ve samimi. İçinde küçük karınca yuvalarına doğru minik akışlar vardı, sicim gibi. Fasulye sırığı gibi çocuklar yürüyor, hamurişiyle büyümüş kızlar sahil boyunca gelişmemiş vücutlarını şarkıya vuruyorlardı. Birbirlerinin iştahını açan şuruplar içiyorlardı. Yalnız kaldıklarında birbirlerine “Bu şurubun faydası düzenli olarak alındığında farkedilir” diyorlardı. Akşam saatlerinin yan etkisine karşı panzehir bulunuyordu. Gecenin ne kadar uzun olacağına dair bir madde yoktu, ve gece, bir törpü edasıyla incecik eliyordu kalplerini, hışır hışır, hayat dolu. Esniyordu gece mahsustan, bilirsiniz insanın uykusunu getirir bu hareketlenme, ama bu seferliğine sazlıklar ve müzik getirdi gece; sazlık en iyi arkadaşı kurbağaya yaslanmış titriyordu. Her evin ayrı ayrı yaşadığı trajik bir terapiydi uyku, hep aynı şekilde gelen.
06-24-09
süha tuğtepe
ara beni görüşelim demişti. akşamdı hızla bir yere yetişmeye çalışıyordum, arayacağımı düşünmemişti.
bir yere gitmiş yeni dönmüştü, bir telefon çaldı "evet benim buyrun.. ha murathancıgım nasılsın tamam gelince arayacagım seni."
ben de onun gelecegini tahmin etmiyordum, otobüsten inip başka bir sokağa girmek dürtüsünü yenemiyecek gibi geliyordu.
ikimiz de ordayız sonra sudoku çözüyoruz, çay içiyoruz.
sonra anca giderim dediği yere dönüyor.
şimdi ögrendim bu sefer başka bir yere gitmiş.. gitmesi gereken yere söz vermiş gibi gider biliyorum. hoşçakal süha..
06-16-09
Öykü İki
Bir kaburganın parçasıydı görünen,kadırgalar çürümüş, arzın en altından akan sular gibi yalnızdık. Beklenilmeyen daima gerçekleşir diye düşünülen, günlerin bekçisiydi filbaharlar. Beklenilmeyen ve imkansızın diyalektiğinden süzülen bir efsunla, çantandaki külü göğsüme bastırdın. Batı’nın çanları çalıyor ve topraktan yükselen buharı görüyordum, soluk aldığımı farketmedin. Kimsecikler de kalmamıştı. Yıllar sonra bu kadar kinle yalnız kalacağımı tahmin etmemiştim ve üzerimden sıktığın mermilerin ve benimle vedalaşıp yani en kısa kutsal sözcüğü söyleyip gittin, hoşçakalın.
06-16-09
Ve Yıldızlar Boşalan Bardaklar Gibi Geri Gelecekler…
Yatağın kenarından vücudumun üstünde aşağı sarkan kavanozum belirdi…
Kül Tablası: Teneke baskı, iki izmarit, bir kibrit çöpü (yanık) ve kül.
Kibrit Kutusu: Sarı çerçeveli, kırmızı, kırlangıç logo, vasati 380 çöp, kükürtsüz.
Alkol, vs.: Yeşil, sarı, bulanık, keskin ve esrik.
Bir karaltıda uyandım. Karanlık ve sanki ıslak. Yemek beklemiş, tabağın içinde yüzen soğanlar yalpalayarak ilerliyor. Akıntı hızlı, şiddetli. Ev ahalisi temizlik gününde ayak altında dolaşan adamdan rahatsız.
Başlangıç: Gaglerle yuvarlanan sürmeli bir palyaço. İstasyonu profilden gören bir evin bahçesinde otlar, yaban mersinleri, akşam sefaları, yabani sarmaşıklar, ısırgan otları. Pencerenin yüksekliğinde bir sokak panayırının cambazıyla, ikimiz de yükseklik kaybederken karşılaştık. "Sandalyeye tutun geçer" dedi yolun ortasında. Camideki topuzlu duvar saatinin sesi bir çanı andırıyor. Parıltılı, fosforlu bir Arapça’ya benzeyen elbiseleri çıkardım. Caminin helası sapsarı, yer yer siyahlıklar; bekçi müzik dinliyor, sakallı, gür kirpikli ve kaşları ortada birleşmiş; dinlediği küf yeşili, acı badem kokulu ve davudi bir ses.
06-14-09
Gülme! Muhlis ve Müşfik Bir İfadeyle Bak
Kalın kumaş, ahşap alaşımı ağırlıklı, alçak tavanlı ve duvar kağıdıyla paketlenmiş evinde oturan komşu kadın, çekyatının üzerinde tek ayağını öbür ayağının altına almış oturmaktaydı. İnsanlığın geçmişiyle arasında nasıl bir bağlantı kurulursa kurulsun kendi varolma sınırlarının dışına çıkamamıştı ve ciddiyete yakın yüz ifadesini ister istemez sahiplenmişti. Yani bütün dünya duvarın dışından teğet geçiyor, merdivenlerin boşluğu ise ses dağıtan iniltilerin uğultusuyla birleştiği havaya küflü nem kokusu tadı veriyordu.
06-14-09
Yenebilir Kurbağa
" Uykusunun herşeyden ağır olmasını bekledim. Benimle birlikte uykumda bekliyordu. Karanlık odadaki yarı belirgin, yere paralel, yarı ezbere bildiğim eşyaların arasından ağır ağır yürüdüm, önümdeki karanlık tanınmaz halde bir eşya gibi duruyordu. Sabit bir perdeden yükselen sesler, şeker tabletleri ve cam kavanozlar eklem yerlerinden kırılıyordu. Hiç konuşmadan uyumaya devam ettin.
Bir kedi yıllar öncesinden geleceğini tekrar tekrar söylüyordu."
Murathan Muradoğlu




