05-21-09
Kütür kütür KÜFÜR-NAME… (ütopiya sayı:9)
Slav diliyle büzüşmüş dudakların yüze bulaştığı Kuzeyli, ya da Nijeryalı saat satıcısının kocaman açılan ağzının Güneyli iklimi beyaz adama ve kadına, büyük kargolar halinde taşındı -sömürgeci- her sabah. Ne zaman ki zenciler birağızdan, ağzı açık Anglo-Sakson küfredene kadar: “Düzene sok beni abi, göl dehlizinden çıkar.” Bütün kenar, köşedekiler galeyana gelip kalın sopalarını çektiler. Bir güzel dayak yedi zenci dostları. Konuşacak zamanı susarak besliyorlardı, çünkü kandillerde küfür satılmıyordu Doğu’da. Güllerin kıçıyla güldüğü Güler, bir yerlerini çoktandır karıştırmıyordu, gerek kalmıyordu.
Bütün satıcılar birlikte okyanusun ortasında kaldıklarında güle-ağlaya küfrediyordu. Hepsi çırılçıplak soyunmuş, birbirlerinin beyaz kıçlarına gülüyorlardı. Geçen gemilerin içinde kadınlar da çırılçıplak ellerini sallıyordu, siyah. Kadınlar birlikte daha güzel dansediyorlardı. Oyun kağıtlarının üzerinde çeşitli küfürler yazılıydı. Masaya çakıldıkça kağıtlar, kahkahalar ve yabancı süslü bir karakterle yazılmış, çiçekle süslü yazılar beliriyordu. Gemici rakısının sonunda yunuslarda göğüs görüyordu biri, şahmeran masalının ardından. Ve acıklı filmin son repliği, suların içinde yılan gibi yosun.
Colomb’un Indian yolcuları geri döndü ve:
devamı…
Murathan Muradoğlu




