09-22-08
arzu
her arzuyu bilen kumsalın üstüne dökülmüş -leke bırakmaz- kuru kozalak,
dal ve tırnak parçasını silen rüzgar bezi,
ağzındaki bugunun tadını bir milden alan yırtıcı balık istavrit ve ben dere yatagının kenarı,
yerlerimizdeydik. tülün arkasında
uykunun masaisinin bitmesini bekliyorduk
hepsi hepsi bir yaz etmiyordu ipuçlarının.. ağrıkesici kutularından şilepler,
vitamin kutularına biriktirilmiş kabuklar ıslakken ve güneş daha kılıçlarını çıkarmamışkendi,
özlemek ve ben çok iyi arkadaşken..
marulları solmuş sandviçinin içindeki domates düştü bir çocugun,
ben ve gülücügüm kaldırdık onu yerden.
kalbim diyesim geliyor, sanki çok bozuldugum birinin adından bahseder gibi, elimi tutsan kalbim kaldırmaz; sanırım o da beni o kadar sevmiyor.
09-22-08
kurabiyelerin son günü
ve kadın bir mektup yazar. zarfa koyar. zarfı bir öpücükle mühürler. rujunun kırmızılıgında dudaklarındaki bütün kıvrımlar tek tek sayılabilmektedir. bir bardak tekila doldurur kadeh küçüktür tek dikişte biter gözleri nemlenir. küçük kadehler en tutkulu içkileri barındırır. en iç acıtan, katışıksız, keskin olanları. iyimserlik girer içeri gülümseyerek yaklaşır. kendinden emin yanagınızdan öper, nasılsın bugün. bugün. iyimserlik yeterince iyi değildir bugünden bunu anlarsınız. Bir jiletin kabiliyeti sizinle sınırlıdır. kötümserlik ise bişey olmakla biter, jilet-gemi-kurabiye.. kurabiyeler ısıya dayanıklıdır, kelebekler gibi bir gün yaşarlar, sonra daha tatlıdırlar daha sıkılgan. iyimser kurabiyeler ve jiletten gemiler ve hiç bişey olmamış gibi davranan adamlar. kadın ki maria magdelena olmamış şeylere inanıyor. bardaki tuvalette egilip dua ediyor. klozetin ışıltısında gördüğü hayal silüet isadan çok bir süpürgeye benziyor. işte gerçek bir kurtarıcı. yerleri pisleten biri için gerçek ne kadar mütevazi olabiliyor diye düşünüyor. bandırmayı sonra da ne kadar uzun zaman önce oraya gittiğini ordaki şemsiyeli cafede kahve içişini karşıdan gelen otobüsün diğer otobüslere göre çok açık olan kırmızısını parlak yelegi sıkan garsonu gar yolundaki mor çiçekler açan agaçları. daha mor çiçek açmış lamba daha büyük hem de heryeri mora boyayacak kadar parlak. ayaga kalkıyor. dışarı çıkıyor. masaya oturuyor. adam bu sefer iyi misin diyor karşılıgında kadın da gecenin şimdiye kadar geçen zamanının nasılsınla iyi misin arasında geçtiğini düşünüyor. ve gece üzgünler için mendil ve çiçekçiler üzgün olmayanlar için de buzlu badem ve çiğ köfteciler şeklinde gelişiyor. gelişiyor ve gecenin en karanlık yerinde yatakta da son buluyor.
Murathan Muradoğlu




