08-08-08
PEYNİR KALIBININ ÜZERİNDE
Bakır renkli dalgalı haleler büyüyor dar ve uzun olan boşlukta, bir şeyin, bir kimsenin hiç bir yer kaplamadığı hava asılı. İnce uzun kıvrım kıvrım bir merdiven. Bir uçurumun kenarında hayal edebileceğim en müthiş rüyayı görüyordum; ve bir adımın ardından olabileceklerin anlamsız kaldığı olasılıklar, inmek ve ulaşmaktan yapılmış. Yapabileceğim en iyi şeyi yaptım. Yürüdüm. Merdivene ilk adımımı attığımda gözüme ilişen eflatun mayıs böceği çok yaşlı gözüküyordu.
Aşağı bakamıyorum, böyle olunca gökyüzünden aşağı adım adım ilerliyorken bir suna suresi içimde. Biri daha olsaydı, yineleyecek, belki kelimeler havaya karıştığında iki yankı, bir sonsuz uzamış fasulye sarmaşığı, bir ikna çıkarabilirdi ya da zor kullanıp aynı zoru kabullendiğimi gösterirdim. Neyseki artık bir şehir gibi görünen yerlerin bilmeden ulaşılmış ışıklardan meydana gelen bir inci gerdanlık olmadığını itiraf etti eklem yerlerim.
08-08-08
z’nin ikincisi
| Cuma, 11 Mayıs 2007 | |
| tırmalama temrimine girmiş kedilerin mayhoşlugu ki mayhoş değil sarhoşturlar aslında aslında kimse mayhoş olmaz mayhoşluk artı ve eksi arasındaki bir sapma ki yapaydır sonradan düşünülmüştür. sarhoşluk yan yattıgınızın resmidir. kaçamazsınız ya da şöyle diyim nereye kadar kaçabilirsiniz. en fazla ikinci sapmayı erkenleştirip uyuyabilirsiniz. ben ne dediğimi biliyorum diyosanız z için ilk yazmanızdan çok uzun zaman geçmemiştir. z sondadır ve bilir kimin gelicegini bilge bir harften beteri onun ikinci harfidir. türkçede bu pek sessiz olmuyor e a u o ü gibi bişeyse z den sonra çok sıradan bir hal alıyor. zsa zsa olabilmeniz o yüzden zor o yüzden gözlerimi kısarak kulpsuz bardakların kulbunu arıyorum kulaksız bir adam gibi duran bu bardak az sonra esner gibi geliyor. |
08-08-08
hasta
| Cumartesi, 14 Nisan 2007 | |
| - Kaslarınız çok gergin burda biraz uzanın sizinle birazdan ilgilenecegiz. Kasım. Meyve halinin üzerinde stüdyo tipi bir daire beyaz ve gümüş rengi. Bordrich uzanıyor. Dışarda pazarcıların martıların ve ögrencilerin bagırışları, yağmurlu zeminde arabaların çıkarttıgı sesler. Bir süredir gerginliğinin o da farkında hatta onun kendi gerginliğini anlamasıyla onların onun gerginliğini anlamasının aynı olmaması onu tedirgin ediyor. Hemşirenin görevi değil o yapması gerekeni yapıyor, güvenmesi gerek. Kaskatı kaslarının gevşemesi ve kendini hazırlaması. Artık kendiyle halletmesi gereken şeyleri başkasına devretmesi gerekiyor. Onun yapacağı bir şey kalmadı. Yapması gerekeni yapmalı sadece, gevşemeli. |
08-08-08
hapse düşmüş bir tırtılın sızlayan bacakları
maydonoz keserken kanayan parmak naylonların hiç bitmeyen çıglıkları senatoryum önünde buluşan iki mavi göziki sancı bir bavul bir çifti birbirine degen iki çift el. zaman akıyor parmaklarına kadar gelmiş bir göz damlası devamlı akan göz damlaları tuzsuz ham ekşi. ellerine bulaşan kanı temizlerken buluyor kendini unuttugum bişey olmalı diyor. bu kan boşuna gelmedi buraya. hissetmeye çalışıyor kollarına kadar geliyor bütün duyuları bir olup ama bileklerden geçemiyor. buraya kadar herşey tamam. şimdi yeniden düşünelim. şimdi sabah karanlık uzak serin bir sabah. bir kasım sabahı. ben
08-04-08
sheakspear’in pilavı
lordum sözcükleriniz bir ada gibi yalnız kaldığında beni hatırlayın uçsuz bucaksız bişeyle birleştireceğim sizi. sonunu göremediğiniz topraklara sahip olacaksınız. iklimlerin mevsimlerin yol boyunca geçip gideceği. upuzun bir yol için yürümeniz bile gerekmiyecek üstelik. sadece düşünmeniz yeter. sadece düşlemeniz. gülümsemeniz ya da bir gülümsemeyi hatırlamanız. size verilmiş armağandır artık bu, kaçmayacak kadar asil olmanız ve saldıramayacak kadar da onurlu olmanız arasında kaldığınızda anlıyacaksınız ki bu ülke sizin. çok geç olmuş bile olsa. hiç olmamış bile olsa. hiç doğmamış çocukların oyun bahçesinde bir yere oturup anımsayacaksınız. anımsamalar, o en dokunaklı şiir.
Lord hiç bitmeyeceğini sandığı bir gece geçirmiştir. Sabah parıldayan perdelerin arasından bembeyaz yatağa ordan bembeyaz giysileri içinde bembeyaz yüzüyle lady’nin yüzüne gelmeden son buluyordu. Başını pencereye doğru çevirir, artık gündüz efendiliğini göstermektedir, herşeyin gölgeleriyle belirginleştiği ve ta içerlerde kalan her ne kaldıysa geri çekildiği, yuvalarına girip derin bir sessizliğe büründüğü andır artık.
“çok uzun bir gece geçirdiniz milady; yorgunsunuz, yorgunluk umutsuzlugunuzu kamçılıyor. biliyorsunuz ki bütün adaların çıktığı yersiniz siz. yanlış ya da doğru. gerçek ya da değil. o uçsuz ve derin denizdir bulabileceğim. gücünüzü toplayın. geldiğinizde tek bir mevsim yetecek ülkemizi çoğaltmaya.”
lord ve lady iki ayrı uçurumun birbirine bakan yüzleridir. birbirine yabancı, birbirine sahip. birbirine ait. birbirlerine uzaklaşmaktadırlar. birbilerini iki ayrı yöne doğru terkederken birbirlerine bakmakta birbirlerini arzulamaktadırlar. arzuların ülkesi, temennilerin krallığına boyun eğmiştir artık. gündüzün içlere saldığı korku büyümektedir lady derin bir uykunun güvenli kollarına uzanır. Lord kaybettiği bir savaşın ardından geri dönmek üzere kalan bütün gücünü toplar. bütün ölülerini orada bırakacaktır.
08-04-08
Müsade
ihtiraslarına yenik düşmüş toplu iğneli bir süvari küçülmüş bir hayalin son demir parçasını tutuyor parmak uçlarında. bir ordudan arta kalan tek küçük toplu igne. Bırakılıp kaçılsaydı hala kan içinde bir yerde durucaktı. Tahtadan sapı bulaşan kanı emicek koyu tozlu ve kirli olarak kendi kendini topraga gömecekti. Ki savaştan kalan bir mızragı andıran adam bunu kendi üzerinde denediğinde bunu düşünmemişti. O yüzden bu süvari mendilini çıkarıp onu içine koydu. Gömlegin iç cebinde duran mendil kalbine nişan almış toplu igneyi çağırıyor. marulların en pembesi güzel parmaklar kinden kumrular sıcak akrepler.. hepsi ölü geçen bir kamyona bakıyor. Bir ölüyü yıkayan kadın ne kadar temiz bilmiyoruz o ellerini gezdiriyor kalan şeyin kenarlarında. Geri kalanı benim diyor.
devamı…
08-04-08
düdük
sana sıcak bişeyin ne düşündürdügünü biliyorum parmak çocugun gülümsetmesini, robin hood ve arkadaşlarının sadece robin hood’un bölünmüşlüğüyle ilgili oldugunu.. sıcak şeylerden çay sadece bunu kabul edebiliyosun şimdilik ama ben de olucam orada bi yerde küçük bi yanlışlık kimseye tesir etmeyecek, bi kadının bilmeden dogurdugu son adam son isa son hayal son dakika. ve yamaçları olan bir evin brandasında sallanan sandalyedeki ben senin içine girme planları yaparken sen benim içimde oldugunu farkettiğinde son kez bugüne bakıp hayıflanıcaz. martini luther king herşeyi kapsayan deyimcikler kendini kurtaran kendini silen kendini soyan insan en çok kediden korkmalı demek ki oysa hamamböcegi korkusunun önüne geçemez yüzeyin altında daha neler oldugunu bilememek bu gerçekten çok zor bi süreç olurdu bi deniz kadar berrak olsaydı. bir zift denizi. daldıgında gözlerini açman sadece bir yanma yaratıcak görebildiginse sadece kendi göz zonklaman, göz damarların
08-03-08
mazeret1
Yine ben, bi otoyoldan geçen kamyonların geçişi gibi geçiyor zaman gürültülü tozlu ve bi süre sonra damlayan musluklar gibi sinir bozucu –ki musluklar masum kalır kamyonların yanında; daha kişiseldirler, daha yalnız hissettirebilirler. Ben musluklar yerine kamyonları tercih ediyorum şimdi ama bazen dışarda olmakta içerde olmak gibi. Bazen okekleri alınmış sayılar gibi ortak bölümlenip bölüplenip duruyor en son kimin sesini duyucam. –ki sesler kesilmiyor yanımdaki adam “oo o mu onu bırak sabaha kadar konuşur” diyor gülüyorlar yaşlılar biri avukat birinin ne oldugunu hatırlamıyorum bana bi filmde kaptan rolünde oynuyo gibi gelmişti sanırım o yüzden dikkat etmedim. Sıcak su koyuyor rakısına buharlar içinde macbeth’in en uslu cadıları emekli olmuş gibiler hiçbişeyle ilgilenmek istediklerini sanmıyorum. Yine ben.. alakasız mı. Belki alakalıdır insanın başı döndüğünde aslında etraftakilerin dönmesi gibi, yere düşene kadar sürecek bi hikaye olması gerekirken uzun bi zaman bu dönen nesneler ve insanları seyrediyorum. Belkide sadece bu baş dönmeleri birinin elimi tutması isteginden kaynaklıdır. Belki süt içmem ve kakaonun sütte iyice dağıldıgını istiyorumdur sadece. Ya da kamyonların çiğnediği bişey vardır. Neyse. Ben biraz buz istiyorum.
08-03-08
Hasta Siempre – Sonsuza Kadar
küba yurttaşı fidel castro adı, beyaz saray dosyalarına ilk kez 1940’da girdi. O yılın 6 kasımında, santiago de cuba’daki cizvit dolores koleji’nde yatılı okuyan genç öğrenci, yeniden seçilen abd başkanı franklin d. roosevelt’i kutlamak için üç sayfalık bir mektup gönderdi. kalın harflerle”hoşça kal, dostum” diye bitirmeden önce, özel bir ricasını eklemişti: “dilerseniz, bana on amerikan doları gönderin çünkü hayatımda hiç on amerikan doları görmedim. bir on amerikan dolarım olsun isterim” mektupta, castro 12 yaşında olduğunu söylüyordu. başkandan cevap almadı, sadece dışişleri bakanlığı ona bir teşekkür mektubu gönderdi. içinde on dolar yoktu…
08-02-08
ELVİS ölmedi, sadece geri döndü…

Çoğu hayranı tarafından öldüğüne inanılmayan, halen dünyanın bir yerinde aniden ortaya çıkıvermesi beklenen Elvis Presley, karizmatik kişiliği sayesinde dünyanın en tanınan simalarından biri olmayı başardı. 42 yıllık yaşamı ve yaklaşık 25 yıl süren bir kariyerin ardından "Kral" asla unutulmadı…
Ölümün, fiziki yok oluşun ardına geçebilecek güçte etkiler yaratabilecek kişiler azizler, kahramanlar ve yarı tanrı sanatçılardır; yarım olan tarafları, onların bizi tamamladığı yönleridir aslında. Yaratma güçleri ya da yarattıkları şeyin gücü olayların akışını değiştirmez belki ama insanların akışını birer birer farklı etkilerle değiştirir. Elvis Presley de yarattığı efsaneyle döneminin ve hatta dönemimizin en müthiş, en heyecan verici havarilerinden biridir.
devamı…
Murathan Muradoğlu




