03-14-09

6-2

bakıyordu sogumuş dondurma külahına,
çok iyi bildiği birşeyler seziyordu
bakımsız merhametinden kalan yeri gülücük tozları doldurdu, hapşırdı
yarım dakka sürmedi pembe bir dilden utanma.
parmak ucundaki pıhtılaşmış kan hırçın yapmıştı onu
şunu düşündü,
zamanında dönmesi gerekiyordu.

pinokyo kötü rüyalardaki gibi kaçıyordu
kadının gülücük ağından kurtulmak için.
ve eşlik ediyor gibiydi bir rende,
rendeler ki gerçekten kırar kalbi
biraz zaman daha alırken yavaş yavaş
durdugu yerde biter pinokyo
inanmamış gibi yaparken.

..ki inanırdı ayran gibi köpüklü
hayvan kadar gaddar
mayıs kadar sıcak.
inanır öidürdüğü aksine bakmayı göze alsa,
yitirdiklerini gülümsemesine saklayan o orman
..ki yiten gidenden berraklaşır mayıs sonunda
sıcak anlamını kavrar
vişneler kirazlara küser
erikler kendine

şimdi iklim bi daha değişicek kimse bilmeden
elmalar çıkacak zafer çıglıklarıyla
şimdi kanoviçelerin arasında balıklar çıkacak
sandıkların anahtarları son kez çıkartacak seslerini
32 diyecek fotograftaki kız otuz kısmında yakalayacak bukalemun
aglayacak ayna, kıyı, mahzen

menemen pişti çay sıcak
temiz hava, sevgilinin yüzü kadar.

10-07-08

hay amores

Yukarı doğru çıkan bir çift leylak dalı,
kukuletanın kenarından
merdivene bakan.. merdivenler de ona bakıyorken.
kumrunun gözleri, yalnızken dinlenen şarkılar gibi,
benim yüzeyimin altındaki ilk katman, onun parmaklarındaki sızı
ve saldırgan bir aynanın iççekişiydi yükselen,
Kasımdı.

soluğunu kutluyorduk.
ki o fırtınadan geriye sadece birbirini kavrayan ellerimiz çıkmıştı.
O kadın o bacakları içine çekiyordu. adam gögsündeki yarığı büyütüyordu.
kadın Saymayı bıraktı geriye doğru,
hiç bir şey kalmadığını farkedince.
ölü örümceklerin parmakları asılıydı duvarda, gecenin köşeleri yırtılmış ve eskimişti.
komodine bırakılmış tokalar bir daha bulunamayacak kadar dağılmıştı.
dirseklerim kanamış ve göğsüm bir tür kuşun kafesiydi.

Kasımdı.
şehvetten ağlayan duvarların serinliği vuruyordu üstümüze çıplak.
bir kahve titriyor, bir ayna gösteremediği bir ağzı – boşluğu öpüyordu.
özlemekle kırbaçlanan bir ayın ortasında,
taşan o sel ve rüzgar
bir akvaryumun en ince yerinden merdivenleri seyrediyordu
Akvaryumlar içine kapanmış
nefti bir sabahın gölgesinde belli belirsiz ay güneşin alay ettiğini farkediyordu.

09-22-08

arzu

her arzuyu bilen kumsalın üstüne dökülmüş -leke bırakmaz- kuru kozalak,
dal ve tırnak parçasını silen rüzgar bezi,
ağzındaki bugunun tadını bir milden alan yırtıcı balık istavrit ve ben dere yatagının kenarı,
yerlerimizdeydik. tülün arkasında
uykunun masaisinin bitmesini bekliyorduk
hepsi hepsi bir yaz etmiyordu ipuçlarının.. ağrıkesici kutularından şilepler,
vitamin kutularına biriktirilmiş kabuklar ıslakken ve güneş daha kılıçlarını çıkarmamışkendi,
özlemek ve ben çok iyi arkadaşken..
marulları solmuş sandviçinin içindeki domates düştü bir çocugun,
ben ve gülücügüm kaldırdık onu yerden.

kalbim diyesim geliyor, sanki çok bozuldugum birinin adından bahseder gibi, elimi tutsan kalbim kaldırmaz; sanırım o da beni o kadar sevmiyor.