03-03-09

puf

caddenin en işlek yerindeydim bir an yandan geçebilecek birini göremeyeceğim kadar kalabalık olduğunu düşündüm. sonra daha dikkatli ve daha ağır yürüdüm. bunu yapmak için bir nedenim vardı. ister istemez de olsa tekrarlıyordum. her gün.  bu kalabalık yere kadar bunu hiç düşünmemiştim ama düşündüğümde kabul etmenin zor olacağı konulardan biri.  ama bu sefer inkar edemezdim bunu sürdürmek için kendime izin vermem gerekiyordu. bunu istemeni anlıyorum dedim ben de olsam isterdim ne de olsa baya zaman geçti ve ne olacagını nasıl tepki verecegini ya da onun nasıl davranacağını bilmek istiyorsun. bunu yapabilirsin ama lütfen belli etme başkalarına. evet kendime izin vermek beni baya sevindirdi. biraz olsun içim rahatlamıştı. sonraki günler sonraki günler… her caddeyi geçişimde onu arıyordu gözlerim artık birilerini benzetiyordum, biriyleyken onun geçtiğinde ne olabilecegini hayal ediyordum. o gün gelene kadar sürdü bu. bir gün caddenin kenar sokaklarından birine dalmıştım düşündüğüm bişey yüzünden gülümsüyordum köşeyi döndüm ve onu gördüm. gülümsemem devam etmek zorunda kaldı. boş gözlerinin  karşısında gülümseyen bir yüz aslında çok iyi bir pozisyon değildir. onu görmüş ve çok sevinmiş hissi yaratabilir. neyseki yüzünü çevirmek yetmedi ve arkasını döndü. ben de geçip gittim. tarihi hatırlamıyorum neyden önce neyden sonraydı. sonra aramadı gözlerim onu. şehri terkettim bir süre sonra da. cadde sokak olmayan bir yere yerleştim. onunla ilgili değildi tabii bu taşınma. hiçbişey onunla ilgili değil zaten.

09-22-08

kurabiyelerin son günü

ve kadın bir mektup yazar. zarfa koyar. zarfı bir öpücükle mühürler. rujunun kırmızılıgında dudaklarındaki bütün kıvrımlar tek tek sayılabilmektedir. bir bardak tekila doldurur kadeh küçüktür tek dikişte biter gözleri nemlenir. küçük kadehler en tutkulu içkileri barındırır. en iç acıtan, katışıksız, keskin olanları. iyimserlik girer içeri gülümseyerek yaklaşır. kendinden emin yanagınızdan öper, nasılsın bugün. bugün. iyimserlik yeterince iyi değildir bugünden bunu anlarsınız. Bir jiletin kabiliyeti sizinle sınırlıdır. kötümserlik ise bişey olmakla biter, jilet-gemi-kurabiye.. kurabiyeler ısıya dayanıklıdır, kelebekler gibi bir gün yaşarlar, sonra daha tatlıdırlar daha sıkılgan. iyimser kurabiyeler ve jiletten gemiler ve hiç bişey olmamış gibi davranan adamlar. kadın ki maria magdelena olmamış şeylere inanıyor. bardaki tuvalette egilip dua ediyor. klozetin ışıltısında gördüğü hayal silüet isadan çok bir süpürgeye benziyor. işte gerçek bir kurtarıcı. yerleri pisleten biri için gerçek ne kadar mütevazi olabiliyor diye düşünüyor. bandırmayı sonra da ne kadar uzun zaman önce oraya gittiğini ordaki şemsiyeli cafede kahve içişini karşıdan gelen otobüsün diğer otobüslere göre çok açık olan kırmızısını parlak yelegi sıkan garsonu gar yolundaki mor çiçekler açan agaçları. daha mor çiçek açmış lamba daha büyük hem de heryeri mora boyayacak kadar parlak. ayaga kalkıyor. dışarı çıkıyor. masaya oturuyor. adam bu sefer iyi misin diyor karşılıgında kadın da gecenin şimdiye kadar geçen zamanının nasılsınla iyi misin arasında geçtiğini düşünüyor. ve gece üzgünler için mendil ve çiçekçiler üzgün olmayanlar için de buzlu badem ve çiğ köfteciler şeklinde gelişiyor. gelişiyor ve gecenin en karanlık yerinde yatakta da son buluyor.

 

08-08-08

z’nin ikincisi

Cuma, 11 Mayıs 2007
tırmalama temrimine girmiş kedilerin mayhoşlugu ki mayhoş değil sarhoşturlar aslında aslında kimse mayhoş olmaz mayhoşluk artı ve eksi arasındaki bir sapma ki yapaydır sonradan düşünülmüştür. sarhoşluk yan yattıgınızın resmidir. kaçamazsınız ya da şöyle diyim nereye kadar kaçabilirsiniz. en fazla ikinci sapmayı erkenleştirip uyuyabilirsiniz. ben ne dediğimi biliyorum diyosanız z için ilk yazmanızdan çok uzun zaman geçmemiştir. z sondadır ve bilir kimin gelicegini bilge bir harften beteri onun ikinci harfidir. türkçede bu pek sessiz olmuyor e a u o ü gibi bişeyse z den sonra çok sıradan bir hal alıyor. zsa zsa olabilmeniz o yüzden zor o yüzden gözlerimi kısarak kulpsuz bardakların kulbunu arıyorum kulaksız bir adam gibi duran bu bardak az sonra esner gibi geliyor. 

08-08-08

hasta

Cumartesi, 14 Nisan 2007
  - Kaslarınız çok gergin burda biraz uzanın sizinle birazdan ilgilenecegiz.

Kasım. Meyve halinin üzerinde stüdyo tipi bir daire beyaz ve gümüş rengi. Bordrich uzanıyor. Dışarda pazarcıların martıların ve ögrencilerin bagırışları, yağmurlu zeminde arabaların çıkarttıgı sesler. Bir süredir gerginliğinin o da farkında hatta onun kendi gerginliğini anlamasıyla onların onun gerginliğini anlamasının aynı olmaması onu tedirgin ediyor. Hemşirenin görevi değil o yapması gerekeni yapıyor, güvenmesi gerek. Kaskatı kaslarının gevşemesi ve kendini hazırlaması. Artık kendiyle halletmesi gereken şeyleri başkasına devretmesi gerekiyor. Onun yapacağı bir şey kalmadı. Yapması gerekeni yapmalı sadece, gevşemeli.

08-08-08

hapse düşmüş bir tırtılın sızlayan bacakları

maydonoz keserken kanayan parmak naylonların hiç bitmeyen çıglıkları senatoryum önünde buluşan iki mavi göziki sancı bir bavul bir çifti birbirine degen iki çift el. zaman akıyor parmaklarına kadar gelmiş bir göz damlası devamlı akan göz damlaları tuzsuz ham ekşi. ellerine bulaşan kanı temizlerken buluyor kendini unuttugum bişey olmalı diyor. bu kan boşuna gelmedi buraya. hissetmeye çalışıyor kollarına kadar geliyor bütün duyuları bir olup ama bileklerden geçemiyor. buraya kadar herşey tamam. şimdi yeniden düşünelim. şimdi sabah karanlık uzak serin bir sabah. bir kasım sabahı. ben

08-04-08

sheakspear’in pilavı

 

lordum sözcükleriniz bir ada gibi yalnız kaldığında beni hatırlayın uçsuz bucaksız bişeyle birleştireceğim sizi. sonunu göremediğiniz topraklara sahip olacaksınız. iklimlerin mevsimlerin yol boyunca geçip gideceği. upuzun bir yol için yürümeniz bile gerekmiyecek üstelik. sadece düşünmeniz yeter. sadece düşlemeniz. gülümsemeniz ya da bir gülümsemeyi hatırlamanız. size verilmiş armağandır artık bu, kaçmayacak kadar asil olmanız ve saldıramayacak kadar da onurlu olmanız arasında kaldığınızda anlıyacaksınız ki bu ülke sizin. çok geç olmuş bile olsa. hiç olmamış bile olsa. hiç doğmamış çocukların oyun bahçesinde bir yere oturup anımsayacaksınız. anımsamalar, o en dokunaklı şiir.

Lord hiç bitmeyeceğini sandığı bir gece geçirmiştir. Sabah parıldayan perdelerin arasından bembeyaz yatağa ordan bembeyaz giysileri içinde bembeyaz yüzüyle lady’nin yüzüne gelmeden son buluyordu. Başını pencereye doğru çevirir, artık gündüz efendiliğini göstermektedir, herşeyin gölgeleriyle belirginleştiği ve ta içerlerde kalan her ne kaldıysa geri çekildiği, yuvalarına girip derin bir sessizliğe büründüğü andır artık.

“çok uzun bir gece geçirdiniz milady; yorgunsunuz, yorgunluk umutsuzlugunuzu kamçılıyor. biliyorsunuz ki bütün adaların çıktığı yersiniz siz. yanlış ya da doğru. gerçek ya da değil. o uçsuz ve derin denizdir bulabileceğim. gücünüzü toplayın. geldiğinizde tek bir mevsim yetecek ülkemizi çoğaltmaya.”

lord ve lady iki ayrı uçurumun birbirine bakan yüzleridir. birbirine yabancı, birbirine sahip. birbirine ait. birbirlerine uzaklaşmaktadırlar. birbilerini iki ayrı yöne doğru terkederken birbirlerine bakmakta birbirlerini arzulamaktadırlar. arzuların ülkesi, temennilerin krallığına boyun eğmiştir artık. gündüzün içlere saldığı korku büyümektedir lady derin bir uykunun güvenli kollarına uzanır. Lord kaybettiği bir savaşın ardından geri dönmek üzere kalan bütün gücünü toplar. bütün ölülerini orada bırakacaktır.

08-04-08

Müsade

ihtiraslarına yenik düşmüş toplu iğneli bir süvari küçülmüş bir hayalin son demir parçasını tutuyor parmak uçlarında.  bir ordudan arta kalan tek küçük toplu igne. Bırakılıp kaçılsaydı hala kan içinde bir yerde durucaktı. Tahtadan sapı bulaşan kanı emicek koyu tozlu ve kirli olarak kendi kendini topraga gömecekti. Ki savaştan kalan bir mızragı andıran adam bunu kendi üzerinde denediğinde bunu düşünmemişti. O yüzden bu süvari mendilini çıkarıp onu içine koydu. Gömlegin iç cebinde duran mendil kalbine nişan almış toplu igneyi çağırıyor. marulların en pembesi güzel parmaklar kinden kumrular sıcak akrepler.. hepsi ölü geçen bir kamyona bakıyor. Bir ölüyü yıkayan kadın ne kadar temiz bilmiyoruz o ellerini gezdiriyor kalan şeyin kenarlarında. Geri kalanı benim diyor.
devamı…

08-04-08

düdük

sana sıcak bişeyin ne düşündürdügünü biliyorum parmak çocugun gülümsetmesini, robin hood ve arkadaşlarının sadece robin hood’un bölünmüşlüğüyle ilgili oldugunu.. sıcak şeylerden çay sadece bunu kabul edebiliyosun şimdilik ama ben de olucam orada bi yerde küçük bi yanlışlık kimseye tesir etmeyecek, bi kadının bilmeden dogurdugu son adam son isa son hayal son dakika. ve yamaçları olan bir evin brandasında sallanan sandalyedeki ben senin içine girme planları yaparken sen benim içimde oldugunu farkettiğinde son kez bugüne bakıp hayıflanıcaz. martini luther king herşeyi kapsayan deyimcikler kendini kurtaran kendini silen kendini soyan insan en çok kediden korkmalı demek ki oysa hamamböcegi korkusunun önüne geçemez yüzeyin altında daha neler oldugunu bilememek bu gerçekten çok zor bi süreç olurdu bi deniz kadar berrak olsaydı. bir zift denizi. daldıgında gözlerini açman sadece bir yanma yaratıcak görebildiginse sadece kendi göz zonklaman, göz damarların

08-03-08

mazeret1

Yine ben, bi otoyoldan geçen kamyonların geçişi gibi geçiyor zaman gürültülü tozlu ve bi süre sonra damlayan musluklar gibi sinir bozucu –ki musluklar masum kalır kamyonların yanında; daha kişiseldirler, daha yalnız hissettirebilirler. Ben musluklar yerine kamyonları tercih ediyorum şimdi ama bazen dışarda olmakta içerde olmak gibi. Bazen okekleri alınmış sayılar gibi ortak bölümlenip bölüplenip duruyor en son kimin sesini duyucam. –ki sesler kesilmiyor yanımdaki adam “oo o mu onu bırak sabaha kadar konuşur” diyor gülüyorlar yaşlılar biri avukat birinin ne oldugunu hatırlamıyorum bana bi filmde kaptan rolünde oynuyo gibi gelmişti sanırım o yüzden dikkat etmedim. Sıcak su koyuyor rakısına buharlar içinde macbeth’in en uslu cadıları emekli olmuş gibiler hiçbişeyle ilgilenmek istediklerini sanmıyorum. Yine ben.. alakasız mı. Belki alakalıdır insanın başı döndüğünde aslında etraftakilerin dönmesi gibi, yere düşene kadar sürecek bi hikaye olması gerekirken uzun bi zaman bu dönen nesneler ve insanları seyrediyorum. Belkide sadece bu baş dönmeleri birinin elimi tutması isteginden kaynaklıdır. Belki süt içmem ve kakaonun sütte iyice dağıldıgını istiyorumdur sadece. Ya da kamyonların çiğnediği bişey vardır. Neyse. Ben biraz buz istiyorum.