05-20-10
Disney’in dünyası
Binlerce yıldır uygarlığımızın bir parçası olarak süregelen büyüler, tılsımlar, kurmacalar, söylenceler ve tüm mistik öğeler, geçen yüzyılın başından itibaren realitenin boz bulanıklığında, endüstriyel gelişim ve savaşların içinde kaybolmaya yüz tuttu. Mitolojilerin, masalların yerini daha aksiyonel, daha teknolojik formatlar aldı. Walt Disney’in başarısı biraz da burada başladı, unutulmuş hayallerin ülkesini kurmakta… devamı…
12-05-09
1958 yılında bir gün

“İnsanlar yarım bir elmaya benzer ve
hep diğer yarılarını ararlar,” denilir. Pelé’nin diğer yarısı
bir futbol topuydu ve onu bulup güzel bir çalım attı…
Heyecanla izlenen bir film gibidir Dünya Kupası. En büyük takımlar, en büyük futbol yıldızları dublörsüz, hilesiz, tamamen doğaçlama olarak kendilerine özgü renkleri, tarzları ve oyun karakterleriyle bezenmiş maçlarda kıran kırana bir mücadele sergilerler.
Müdavimi olunmasa bile, çoğumuzda Dünya Kupalarından bir iz, bir isim, bir anı kalmıştır. Yediği güzel gol için karşı takımın golcüsünü kutlayan Sovyetler Birliği kalecisi Yuri; bir ayağı ötekinden uzun olduğu için yengeç gibi giderken ayağından topu almanın en güç olduğu futbolcu Garrincha; zamanında kısa boyundan dolayı, “Senden futbolcu olmaz,” denilen ama Almanya’ya kupayı hediye eden Gerd Müler; 1986 kupasında Arjantin’in yedi maçının altısını almasını sağlayan ve dört eski şampiyonu eleyerek kupayı kaldıran takımın golcüsü Maradona; 1143 saat boyunca gol yemeyen İtalyan kaleci Dino Zoff ve onun rekoruna son veren Haitili Sanon; işten izin alıp kupaya gelen Kamerun takımının oyuncusu Ebwelle’in, turu geçince televizyonda patronundan bir süre daha izin vermesini istemesi; ya da Paola Rossi, Kempes, Cruyff ve Beckenbauer gibi birçok yıldız…
devamı…
05-21-09
Kütür kütür KÜFÜR-NAME… (ütopiya sayı:9)
Slav diliyle büzüşmüş dudakların yüze bulaştığı Kuzeyli, ya da Nijeryalı saat satıcısının kocaman açılan ağzının Güneyli iklimi beyaz adama ve kadına, büyük kargolar halinde taşındı -sömürgeci- her sabah. Ne zaman ki zenciler birağızdan, ağzı açık Anglo-Sakson küfredene kadar: “Düzene sok beni abi, göl dehlizinden çıkar.” Bütün kenar, köşedekiler galeyana gelip kalın sopalarını çektiler. Bir güzel dayak yedi zenci dostları. Konuşacak zamanı susarak besliyorlardı, çünkü kandillerde küfür satılmıyordu Doğu’da. Güllerin kıçıyla güldüğü Güler, bir yerlerini çoktandır karıştırmıyordu, gerek kalmıyordu.
Bütün satıcılar birlikte okyanusun ortasında kaldıklarında güle-ağlaya küfrediyordu. Hepsi çırılçıplak soyunmuş, birbirlerinin beyaz kıçlarına gülüyorlardı. Geçen gemilerin içinde kadınlar da çırılçıplak ellerini sallıyordu, siyah. Kadınlar birlikte daha güzel dansediyorlardı. Oyun kağıtlarının üzerinde çeşitli küfürler yazılıydı. Masaya çakıldıkça kağıtlar, kahkahalar ve yabancı süslü bir karakterle yazılmış, çiçekle süslü yazılar beliriyordu. Gemici rakısının sonunda yunuslarda göğüs görüyordu biri, şahmeran masalının ardından. Ve acıklı filmin son repliği, suların içinde yılan gibi yosun.
Colomb’un Indian yolcuları geri döndü ve:
devamı…
08-03-08
Hasta Siempre – Sonsuza Kadar
küba yurttaşı fidel castro adı, beyaz saray dosyalarına ilk kez 1940’da girdi. O yılın 6 kasımında, santiago de cuba’daki cizvit dolores koleji’nde yatılı okuyan genç öğrenci, yeniden seçilen abd başkanı franklin d. roosevelt’i kutlamak için üç sayfalık bir mektup gönderdi. kalın harflerle”hoşça kal, dostum” diye bitirmeden önce, özel bir ricasını eklemişti: “dilerseniz, bana on amerikan doları gönderin çünkü hayatımda hiç on amerikan doları görmedim. bir on amerikan dolarım olsun isterim” mektupta, castro 12 yaşında olduğunu söylüyordu. başkandan cevap almadı, sadece dışişleri bakanlığı ona bir teşekkür mektubu gönderdi. içinde on dolar yoktu…
08-02-08
ELVİS ölmedi, sadece geri döndü…

Çoğu hayranı tarafından öldüğüne inanılmayan, halen dünyanın bir yerinde aniden ortaya çıkıvermesi beklenen Elvis Presley, karizmatik kişiliği sayesinde dünyanın en tanınan simalarından biri olmayı başardı. 42 yıllık yaşamı ve yaklaşık 25 yıl süren bir kariyerin ardından "Kral" asla unutulmadı…
Ölümün, fiziki yok oluşun ardına geçebilecek güçte etkiler yaratabilecek kişiler azizler, kahramanlar ve yarı tanrı sanatçılardır; yarım olan tarafları, onların bizi tamamladığı yönleridir aslında. Yaratma güçleri ya da yarattıkları şeyin gücü olayların akışını değiştirmez belki ama insanların akışını birer birer farklı etkilerle değiştirir. Elvis Presley de yarattığı efsaneyle döneminin ve hatta dönemimizin en müthiş, en heyecan verici havarilerinden biridir.
devamı…
08-02-08
Çırak / Armağan Tekdöner
İstanbul’un en derinlikli, tersine en klostrofobik mekânında, Beyoğlu’nda, bir yolunu bulup yaşayan insanlar… Beyaz çorap ve kumaş pantolonları, futbol takımlarının renklerini taşıyan atkılarıyla etrafı kesen, "Beyoğlu Devleti"nin isimleri değişmeye müsait, bu kötü hayatın kentsoylu atıkları, yani doğal kötüleri etrafında, bir anti kahraman ve onun art duyguları üzerinden gelişiyor olaylar. Y. 21 yaşlarında, İstanbul’da kendi başına yaşayan, parasız bir insandır. İş aramaktadır. "Tehlikeli de olabilecek işlerde çalışacak dinamik bay eleman. Zekâ testi yapılacaktır" şeklinde verilmiş o ilan, biraz da seçeneği olmadığından, yaşantısını altüst edecektir. Y. bir yeraltı teşkilatında, tam da ne yaptığını anlamadan çalışmaya başlar. İş kolaydır, kazanç iyidir, sekreter kadın çok güzeldir, her şey yolundadır. İşten eve mutlu dönmektedir. Ama bir gün komşusuyla arasındaki sıradan bir sorun, pek sıradan olmayan bir yola doğru kayar. Altüst kavramının karıştığı, rastlantıların düzmece olduğu ama planların rastlantılarla bozulduğu, özlü sözlerin bazen yararlı bazen zararlı sonuç verdiği, prova ve gerçeklerin ayrım noktasının belli olmadığı, porno ve aşkın iç içe yer aldığı, intikam için önceden planlanmış yersiz bir cinayetin işlendiği, aşırı arzunun son arzuya dönüştüğü…
devamı…
08-02-08
Yıldızların en parlak gecesi
Onun yaşamı, kısacık bir gün gibi… Yatağından alelacele ve mahmur kalkan genç bir kadın… Üstelik yarı çıplak… Planı, programı yok. Kim arasa onunla buluşacak. Akşama iyi bir planı olsun istiyor. Ve omzuna dayanabileceği bir kavalyesi. Aslında hepsi bu kadar..
Hizmetçi kadın Bayan Murray, gece yarısı odanın önünden geçerken kapının altından süzülen ışığı gördüğünü belirtiyor. Bayan Murray, üç saat sonra aynı kapının önünden bir kez daha geçtiğinde ışığın hâlâ sönmediğini fark ederek, kapıyı açmaya çalıştığını ve kilitli olduğunu anlayınca da Miss Monroe’nun özel doktoru Ralph Greenson’a telefon ettiğini ifade ediyor. Bayan Murray’nin söylediğine göre doktor, bir başka doktor arkadaşıyla birlikte saat 4.00 civarı gelerek kapıyı açmaya çalışıyor ve bunu başaramayınca da pencere camını kırarak içeri girmek zorunda kalıyor. Daha sonra pencereden giren doktor Greenson, Marylin’i yatağının üzerinde boynuna kadar örtülü bir halde, elinde telefon ahizesi ve başucunda bir sürü ilaç şişesiyle buluyor. Marilyn Monroe’nun ölüm haberi polis kayıtları ve basında yerini alırken, bütün dünya gazetelerinin manşeti de belli oluyor:
devamı…
Murathan Muradoğlu




