Binlerce yıldır uygarlığımızın bir parçası olarak süregelen büyüler, tılsımlar, kurmacalar, söylenceler ve tüm mistik öğeler, geçen yüzyılın başından itibaren realitenin boz bulanıklığında, endüstriyel gelişim ve savaşların içinde kaybolmaya yüz tuttu. Mitolojilerin, masalların yerini daha aksiyonel, daha teknolojik formatlar aldı. Walt Disney’in başarısı biraz da burada başladı, unutulmuş hayallerin ülkesini kurmakta… Yazının kalanını okuyun »
Disney’in dünyası
20 Mayıs 2010Kadın oturduğu yerde belli belirsiz sallanmaktadır
14 Nisan 2010
Siyam yumuşacık sandığı yatağın üzerinde kıvrılmış yatıyordu. Uykusunun en belirgin yerindeydi, uyanmaya en yakın yerinde. Gözlerinin ardındaki o upuzun koridordan gece açık kalmış televizyondan gelen sabah sinemasını ve açık pencereden de çocuk ağlaması gibi martı seslerini duyuyordu, baharın en sessiz, en aydınlık ilk günündeydiler. Dışarının seslerini hep açık tutuyordu zihni. Bu kadar önyargılı olma diyenlere inanmamıştı. Uyanıp kalkabilirdi ama önce yaşgünü pastasının mumlarını üflemesi gerekiyor. 12. yaşgünüydü, incecik bilekleri üzerinde dogruldu masanın üzerinde; Mutlaka’nın gür kirpiklerine baktı, kendisi gibi çocukluğuna dönmemiş olmamasına içerledi. Anlıyorum seni der gibi bakışına, yüzünü okşarken kolunu da sürmesine bozuldu ardından. Kışın doğmasına rağmen güneşli bir gündü, tıpkı uyanacağı gün gibi ve en sevdiği arkadaşları yoktu. Böyle 12. yaşgünü olmaz dedi kendine ve gözlerini açıp Mutlaka’yı aradı.
Yazının kalanını okuyun »
”Şiir, Sözcüklerin Rüyasını Görmekse”
16 Mart 2010MEHMET ÇETİN İLE ‘KEKEMECE’ SÖYLEŞİ
Fadıl ÖZTÜRK / Murathan MURADOĞLU

“şiir, sözcüklerin rüyasını görmekse..”
fadıl öztürk/murathan muradoğlu: bir yarıgece kapısına dayanıyoruz mehmet çetin’in. düşleri bile kirletilmiş bir dünyada kekeme olmayı anlamak mümkündü de, kekemece’yi bir itiraz diline çevirmek nasıl bir şeydir diye sormak istedik. yalan yok; bir hayatı en yakın siperlerde yaşayanlar olarak anladığımızla kalmamak için, okuyucu kalıp zor sorular sormak istedik. mehmet çetin’in piya şiir kitaplığı’nda yayımlanan kekemece adlı şiir kitabının gördüğü rüyayı konuşmak istedik. sehpada siyah çakmağı, sigarası bir de bir çift gamze duruyordu. bizimse yüzümüzden yaramazlık akıyordu. yarıgeceydi. sorduk. sabaha az kala bir zamandı alacağımızı aldık, üstü başka bir şiire kalsın..
Yazının kalanını okuyun »
Chimamanda Adichie: Tek hikayenin tehlikesi
06 Şubat 2010(türkçe altyazısı bulunmakta)
1958 yılında bir gün
05 Aralık 2009
“İnsanlar yarım bir elmaya benzer ve
hep diğer yarılarını ararlar,” denilir. Pelé’nin diğer yarısı
bir futbol topuydu ve onu bulup güzel bir çalım attı…
Heyecanla izlenen bir film gibidir Dünya Kupası. En büyük takımlar, en büyük futbol yıldızları dublörsüz, hilesiz, tamamen doğaçlama olarak kendilerine özgü renkleri, tarzları ve oyun karakterleriyle bezenmiş maçlarda kıran kırana bir mücadele sergilerler.
Müdavimi olunmasa bile, çoğumuzda Dünya Kupalarından bir iz, bir isim, bir anı kalmıştır. Yediği güzel gol için karşı takımın golcüsünü kutlayan Sovyetler Birliği kalecisi Yuri; bir ayağı ötekinden uzun olduğu için yengeç gibi giderken ayağından topu almanın en güç olduğu futbolcu Garrincha; zamanında kısa boyundan dolayı, “Senden futbolcu olmaz,” denilen ama Almanya’ya kupayı hediye eden Gerd Müler; 1986 kupasında Arjantin’in yedi maçının altısını almasını sağlayan ve dört eski şampiyonu eleyerek kupayı kaldıran takımın golcüsü Maradona; 1143 saat boyunca gol yemeyen İtalyan kaleci Dino Zoff ve onun rekoruna son veren Haitili Sanon; işten izin alıp kupaya gelen Kamerun takımının oyuncusu Ebwelle’in, turu geçince televizyonda patronundan bir süre daha izin vermesini istemesi; ya da Paola Rossi, Kempes, Cruyff ve Beckenbauer gibi birçok yıldız…
Yazının kalanını okuyun »
Mehmet Çetin’in iki şiir kitabı yayınlandı
10 Kasım 2009

Türkçe’deki mevcut anlamı dışında Kırmançca/Zazaca’da “kızıl, kırmızı” anlamına da gelen “sur” kelimesinden esinlenerek kurulan Sur Kitaplığı; şair-yazar Mehmet Çetin’in bütün kitaplarını yayımlamak üzere yayın hayatına başladı.
Uzun yıllardır hem Türkçe hem de ana dili Kırmançca ile yazan Mehmet Çetin’in “Taşa Hatıra” adlı yeni Türkçe şiir kitabı ile, 20 yılı aşkındır ana diliyle yazdığı şiirlerden seçilmiş “Surêdar” adlı şiir kitapları birlikte yayımlandı.
Pipet Fırtınası
28 Haziran 2009Güzel bir günün sonunda dağınık bir yatak gibiydi şehir. O şehrin kendisiydi Ferguson. Yağmacı, haydut, sıcak ve samimi. İçinde küçük karınca yuvalarına doğru minik akışlar vardı, sicim gibi. Fasulye sırığı gibi çocuklar yürüyor, hamurişiyle büyümüş kızlar sahil boyunca gelişmemiş vücutlarını şarkıya vuruyorlardı. Birbirlerinin iştahını açan şuruplar içiyorlardı. Yalnız kaldıklarında birbirlerine “Bu şurubun faydası düzenli olarak alındığında farkedilir” diyorlardı. Akşam saatlerinin yan etkisine karşı panzehir bulunuyordu. Gecenin ne kadar uzun olacağına dair bir madde yoktu, ve gece, bir törpü edasıyla incecik eliyordu kalplerini, hışır hışır, hayat dolu. Esniyordu gece mahsustan, bilirsiniz insanın uykusunu getirir bu hareketlenme, ama bu seferliğine sazlıklar ve müzik getirdi gece; sazlık en iyi arkadaşı kurbağaya yaslanmış titriyordu. Her evin ayrı ayrı yaşadığı trajik bir terapiydi uyku, hep aynı şekilde gelen.
süha tuğtepe
24 Haziran 2009
ara beni görüşelim demişti. akşamdı hızla bir yere yetişmeye çalışıyordum, arayacağımı düşünmemişti.
bir yere gitmiş yeni dönmüştü, bir telefon çaldı "evet benim buyrun.. ha murathancıgım nasılsın tamam gelince arayacagım seni."
ben de onun gelecegini tahmin etmiyordum, otobüsten inip başka bir sokağa girmek dürtüsünü yenemiyecek gibi geliyordu.
ikimiz de ordayız sonra sudoku çözüyoruz, çay içiyoruz.
sonra anca giderim dediği yere dönüyor.
şimdi ögrendim bu sefer başka bir yere gitmiş.. gitmesi gereken yere söz vermiş gibi gider biliyorum. hoşçakal süha..
Öykü İki
16 Haziran 2009Bir kaburganın parçasıydı görünen,kadırgalar çürümüş, arzın en altından akan sular gibi yalnızdık. Beklenilmeyen daima gerçekleşir diye düşünülen, günlerin bekçisiydi filbaharlar. Beklenilmeyen ve imkansızın diyalektiğinden süzülen bir efsunla, çantandaki külü göğsüme bastırdın. Batı’nın çanları çalıyor ve topraktan yükselen buharı görüyordum, soluk aldığımı farketmedin. Kimsecikler de kalmamıştı. Yıllar sonra bu kadar kinle yalnız kalacağımı tahmin etmemiştim ve üzerimden sıktığın mermilerin ve benimle vedalaşıp yani en kısa kutsal sözcüğü söyleyip gittin, hoşçakalın.
Ve Yıldızlar Boşalan Bardaklar Gibi Geri Gelecekler…
16 Haziran 2009Yatağın kenarından vücudumun üstünde aşağı sarkan kavanozum belirdi…
Kül Tablası: Teneke baskı, iki izmarit, bir kibrit çöpü (yanık) ve kül.
Kibrit Kutusu: Sarı çerçeveli, kırmızı, kırlangıç logo, vasati 380 çöp, kükürtsüz.
Alkol, vs.: Yeşil, sarı, bulanık, keskin ve esrik.
Bir karaltıda uyandım. Karanlık ve sanki ıslak. Yemek beklemiş, tabağın içinde yüzen soğanlar yalpalayarak ilerliyor. Akıntı hızlı, şiddetli. Ev ahalisi temizlik gününde ayak altında dolaşan adamdan rahatsız.
Başlangıç: Gaglerle yuvarlanan sürmeli bir palyaço. İstasyonu profilden gören bir evin bahçesinde otlar, yaban mersinleri, akşam sefaları, yabani sarmaşıklar, ısırgan otları. Pencerenin yüksekliğinde bir sokak panayırının cambazıyla, ikimiz de yükseklik kaybederken karşılaştık. "Sandalyeye tutun geçer" dedi yolun ortasında. Camideki topuzlu duvar saatinin sesi bir çanı andırıyor. Parıltılı, fosforlu bir Arapça’ya benzeyen elbiseleri çıkardım. Caminin helası sapsarı, yer yer siyahlıklar; bekçi müzik dinliyor, sakallı, gür kirpikli ve kaşları ortada birleşmiş; dinlediği küf yeşili, acı badem kokulu ve davudi bir ses.
Murathan Muradoğlu




