PinkLayer

Perşembe sendromu

Ocak 28th, 2012

karlı bir kış günü olabilecek en kötü şeyler üzerine düşündüm. ama ilginç “büyük piyangonun vurması” da aklıma gelen şeylerden biriydi. mantık yürütmek bazen yürümeyi beceremeyen bir çocuğun ellerinden tutup day day demek gibi. misafirliğe gittiğin kişilerin sifonunu gizli gizli tamir etmek gibi. eline yüzüne bulaştırmadan hiçbir şey yapamadığını bilip paniğe kapılmak gibi. büyük piyango bugün bana vuracak. yüzüm kıpkırmızı, parmak uçlarım donuk mor, burnum at burnu gibi..

dizi filmdeki adamın kadınla birleşmesi çok muhtemeldi. bunun için iki gecemi verdim 21. bölümde sadece kapıyı kapattılar. 7 sezonu varmış bu beni tedirgin ediyor. birine yazmak geldi ama seçemedim. seçememek, bir anlamı da görememek, gördüklerini ayıramamak. miyop bir adam ve hipermetrop bir kadın arasındaki gelgitli ilişkiyi anlatan kör bir anlatıcı.

 

tonersiz bir gün, ve gece

Ocak 25th, 2012

- bazen filmlerdeki şeyleri yapabilecek gibi hissedebiliyorum. apartmanın üzerinden atlayıp düşerken bir yere tutunabilirmişim gibi geliyor ya da üzerime biri gelirken yumruğundan kolayca sıyrılıp kasıklarına bir tekme ya da bir arabaya patinaj yapıp altgeçidin üstündeki kamyona atlayabilirmişim gibi.

- dene bence.

- anlık şeyler bunlar yapmak istediğimden değil.

- hissettiğin şey buysa boşalman gerekiyordur, en azından birinci kattan atla.

- ve kahramanımız bir barın penceresin atlayarak kaçar çıkmaz bir sokağa girer ve yangın merdivenlerinden yukarı çıkar. olayların o şekilde gelişmesini ister miydim ya da kaçar mıydım bilemiyorum.

- ne yapardın.

- sanırım beni öldürecek adama bakakalırdım. şaşırırdım bu adam mı beni öldürecek diye düşünürdüm.

- dostum o kadar mal olduğunu zannetmiyorum.

işte böyle. kendi kendime konuşmalarımdan rutin bir parça. bunu yazdığımda insanların da böyle diyaloglar kurduğunu düşündüm (bilinçsizce bir düşünmeydi) ama sonra gerçekten düşündüm. en son kiminle düzenli diyaloglar kurduğumu, kime saçma düşüncelerimden bahsettiğimi kimin bunları anlayıp beni dinlediğini. hatırlamakta hep güçlük çekerim ama bu sefer düşündüğüm şeyde haklı olabileceğimi düşündüm. buzdolabındaki birayı açtım ve dizi film izledim. bu konuyu tamamen unutmuştum. bira bitti ve biraya geç başladığım için daha sert birşey almaya karar verdim. dünyada içkiyi en pahalı satan büfeye gittim çünkü 24 saat açık. bir tekila aldım.

- bugün moralin bozuk olduğu için aldım sana bunu, hediye gibi düşün.

- (adam(); keyiflenir) evet bunu yaptığımız iyi oldu, çoktandır tekila içmemiştik.

- yarın erken kalkacaksın bunu birayla asla yapamazdın.

- evet dizi güzeldi di mi?

prensesin kemerli pancuru

Kasım 30th, 2011

bana bakıyordu bişeyler kaybolmuş gibi; bu içimi ısıtıyordu dogrusu. sıcak bir günün içinde fokurdamak istiyordum. biraz daha sıvı tükettim ve ona bir daha baktım. sadece kendine zarar veren bu monte kristo’dan daha kindardım evet, onun için o şeyi yapacaktım.

prenses: sen şövalye olarak varolucaksın nefes aldığın her saniye.. transfer lüksün yaratılışından alınmış elinden
sövalye: bana gururumu iade edin yoksa o zırh ağır gelir,
prenses: bana bak sovalye bi götlük yapmamanı umuyorum

kopi ve pest

Kasım 30th, 2011

tırnakların en kısa günündeykendik, bir tabağın kenarındaki maydonozlar gibi uzuyordu bir ışık yılı uzaktaki gezegeniniz. elinizdeki, üzüntülü fermuar, bozulmuş bir ojenin tadına bakıyordu.  radyonun sesini duyuyordum çok ilerden. açık kalmış sevdiği birşeyleri dinliyordu.

odanın neresinde, neyin üzerindeyseniz, henüz bilmiyorum, bu geçici bişey gibi gelirdi bazen.

herşeye rağmen derin bir nefes daha alıp fermuarı bir kez daha zorlayacaksınız.

kendi kendinize konuştuğunuz ayna florya tebessüm edecek yine “yapma biliyordun hayalini kurduğun son buydu”, sözünü kesiceksiniz. “Şu senin üzerindeki leke çıkmamış” diyeceksiniz. tırnağınızla kazıyıp temizleyeceksiniz. elinde hiçbirşey yok blöf yapıyorsun, bütün kağıtların en yükseği en doğruyu söylemez.

sevecenlikle kazanılmış savaşlar vardır muhtemelen, ama size gelirken söylüyordum o şarkıyı, yokuşun ortasındaydım pijamaların ortasında tenekeden kalbimin sesi bir çıngırak gibi rahatsız ediciydi. koltuğa oturmamı söylediniz. kontrol elinizdeydi

sicim gitgide boşalıyor

Kasım 18th, 2011

tdk’nın kelime açıklamaları hoşuma gidiyor, güzelce açıklayıp sonra  bir yazardan o kelimenin geçtiği bir cümle kurmalarınaysa bayılıyorum.  bugünkü kelimem “boşalmak”. burda ilginç olan, ilk anlamı için günümüz yazarlarından birini kullanmışlar. oysa tdk da trt gibi çalışıyor zannederdim, orda çıkacak yazarların da biraz efendi, uslu ve mümkünse ölmüş olmaları daha tercih edilir bir durumdu.

1. Boş duruma gelmek, içinde bir şey kalmamak, inhilal etmek: Sınıf tamamen boşaldığında çıtı pıtı kadınla öğretmenin de onlarla birlikte gitmiş olduklarını fark etti. -E. Şafak. 2. Dışarıya akmak, dökülmek. 3. Gevşemek, açılmak: Sicim gitgide boşalıyor, gemi hafif yana yatarak pupa gidiyordu. -S. F. Abasıyanık. 4. mec. Derdini, sıkıntısını birine anlatarak ferahlamak, deşarj olmak: Derdimle öyle dolmuş ki boşalmadan evine gidemeyecek. -Y. Z. Ortaç. 5. Hayvan, bağından kurtulmak. 6. Doyuma ulaşmak.

« Older Entries

myTwitter

  • @yazanolsa'nın google'daki başarısı süper içeriğine sağlık :)
  • #sehirtiyatrolarikapatilamaz ; kanatlarını keserseniz o melek, o melek olmaz.. demeli biri onlara ya da #1 Mayıs Emek
  • @pelinsayinduman pelin pelin pelin :)
  • molock'ın gözleri binlerce kör pencere.. A. ginsberg
  • evet, şu anda içiniz öyle karışık ki, orada bir şey bulamazsınız #annakarenina
  • heralde dışardaki kediler sadece #kedilergünü'nü kutluyor
  • iki gün uyuma tam uzanmışken breaking bad izlemeye karar ver, sonra da iç sesin "bir bölüm daha son" desin.. yapacak bişey yok

Bağlantılar

  • aytül hasaltun
  • banu sekücü
  • bayankus.com
  • e-ütopiya
  • fadıl öztürk
  • infomodep
  • kodein
  • Lolo Production
  • mehmet çetin
  • neslihan muradoğlu
  • olymposguide.net
  • tam otomatik hayal makinesi
  • tetra iletisim

Üyelik / RSS

  • Kayıt Ol
  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS
  • WordPress.org

Goo


l
©2012 PinkLayer